CERN Araştırmaları ve Stephen Hawking

2
18317
CERN Araştırmaları ve Stephen Hawking

CERN hakkında yerli basında olduğu kadar aslında yabancı medya organları tarafından da ağır ve gerçek dışı suçlamalar gelmektedir. Özellikle yapılan araştırmalar ve bulunmak istenenler kamuya açıklandıkça başta Vatikan olmak üzere birçok farklı kesimden olumsuz eleştiriler gelmiş hatta Papa II. Jean Paul‘un 1985’de gerçekleşen bir konferansta kendisine ve salonda bulunanlara “evrenin işleyişini araştırmanıza bir şey demiyoruz, ama evrenin orijinini ve onun Tanrı’nın eseri olduğunu sorgulamayın” şeklinde yaptığı konuşmasıyla durmaları gereken sınırı belirlemişlerdi.

Big Bang patlamasından önce ne olduğu ve nasıl maddenin oluştuğu sorusuna cevap arayan ünlü astrofizikçi Stephen Hawking, Vatikan’daki toplantı öncesinde yaptığı değerlendirmede, “Papa’nın iyi ki benim son çalışmalarımdan pek haberi yok. Aksi takdirde sonum Galileo gibi olurdu” ifadesini kullanmıştı.

Stephen William Hawking, “başlangıç tekilliğini” bulan, yani her şeyin başlangıcının bir “tekillik” olduğunu ispatlayan ilk bilim adamıdır. Bununla da kalmamış, “yaratılışı” çözümlemiştir. Yaratılışın tekil olduğunu; maddenin, mini karadeliklerin “sızıntılarından” türediğini kanıtlamıştır.

Stephen Hawking bir röportajda, “Tanrı kavramını gözardı ederek, evrenin başlangıcından söz etmek zor olur. Evrenin yaratılışı üzerindeki çalışmalarım, bilim ve din arasındaki bir çizgidedir. Fakat ben bu çizginin bilim tarafında kalmaya çalışıyorum” demiştir. Onun bu tercihi sayesinde herhangi bir dinin öğretisine bağlı kalmaksızın bilimin gerçeklerini insanlara dolaysız yoldan sunmasını sağlamıştır. Eğer Stephen Hawking kitaplarında İslam, Hristiyanlık, Yahudilik veya Hinduizm gibi inançlardan alıntılar yaparak söz etseydi, bunu ön fikirli toplumlar belki de hiç okunmayacaktı.

Stephen Hawking’in ateist olmadığı, Tanrı tekilliğini bizzat ispatlamış olması ile apaçık ortadadır. Hristiyan olmadığını ise Hawking, bir makalesinde şöyle açıklamıştır:

1981 yılında Vatikan’da, Papa’nın düzenlediği kozmoloji konulu bir Konferansta, “Evrenin bir başlangıcı olduğunu, bir yaratılış tekilliğinden geldiğini, sınırsız olduğunu ve bunun da ötesinde, evrenin katları olduğunu ispatlı olarak anlattım. Fakat, Papa, herhalde benim konferansa pek fazla kulak vermemiş olacak ki, daha sonra davetlilerle yapılan görüşme sırasında beni kutlamakla birlikte, Büyük Patlama’nın oluşumunu ve öncesini “araştırmamamı” benden özel olarak istedi. Çünkü, ona göre, yaratılış anı ve öncesi, Tanrı’nın işiydi; Tanrı’nın işine ise hiç karışılmazdı. Aslında, ben, yaratılışla birlikte, yaratılış öncesinin de sonlu-sonsuz olduğunu, dolayısıyla bir başlangıç olan yaratılış anının hem var, hem de yok olduğunu kastetmiştim. Tanrı’yı bu kadar dar bir evrenin içine yerleştiren Papa ise, onu evrenden biraz önce yaratılmış bir yaratık yapıvermişti. Oysa, fiziksel yaratılış, kendinden önceki bir dizi yaratılışın devamıydı. Tanrı, nasıl bu peş peşe yaratılışlar dizisinin bir halkası olurdu? Bu nedenle, konferansı izleyenlere, “Tanrı evreni yaratmadan önce ne yapıyordu? diye sordum. Tanrı’yı yermek için değil, kilisenin 300 yıllık hatasını yeniden tekrarlamaması için böyle konuştum. Benim Tanrı’m, Papa’nın Tanrı’sı değildi. Papa’nın Tanrı’sı bir yaratıktı. Ama, benim bilim yoluyla ve içimdeki gizli güçlerle bulduğum gerçek Tanrı, “Mutlak Yaratan”dı. “Tek Yaratan”, ortağı ve benzeri olmayan, her şeyin üstünde bir “Tekillik” (Singularity). Benim Tanrı’m, Papa’nın temsil ettiği görüşün (Hristiyanlığın) beyinlerindeki hayali, sahte Tanrı’yı bile yaratandı. Bu konferansı verdiğim 1981 yılında, ne tuhaftır ki, bundan 300 yıl önce, aynı kilisenin Papa’sı karşısında uğraş veren Galilei’nin durumuna düşmüştüm. Papa, cehaletin inatçı, ısrarcı bir temsilcisi gibiydi. Benim dinim, bilimin yol gösterdiği, içimdeki gizli gücün diniydi. Papa’nın dini değildi.” sözleriyle görüşlerine açıklık kazandırmıştır.

Bu sözlere karşın yabancı cemiyetlerde CERN hakkında asılsız konuşmalar ve örgütlenmeler mevcut. İnternette karşılaştığımız ve CERN’de gerçekleşen arıza için “aslında o bir yangın ve bir patlamaydı” şeklinde savlar ortaya sürülmüş ve “solucan delikleri açılarak UFO geçişleri yapıldığı” gibi iddialar dillendirilmiştir. Hatta videonun tam halini buradan izleyebilirsiniz.

CERN’de Meydana Gelen Patlama ve Yangın iddaası 

Sözde patlama ve nükleer hakkındaki iddiaların olduğu video: “Bu nükleer bir patlama değil ancak farklı bir tür erime olarak söylenebilir” cümlesinden yolarak çıkarak iddialarını güçlendirmeye çalışıyorlar.

beforeitsnews.com/alternative/2015/11/cern-destroyed-nwo-whistle-blower-explains-how-hadron-is-continuing-to-destroy-itself-video-3247548.html

Patty Brassard isimli CERN bilimcisinin yaptığı konuşmanın tam halini izleyin. Patlama olduğunu öne sürmelerine karşın aslında burada 53.bölgedeki tahribat hakkında konuşma yaptıkları anlaşılıyor.

Atomlar nasıl oluştu?

Temel olarak etrafımızda gördüğümüz tüm maddeler atomlardan meydana gelmektedir. Atomların arasında oluşan bağlar sayesinde moleküller, molekülleri bir arada tutan zayıf bağlar sayesinde ise elimizde tuttuğumuz nesneler meydana gelmektedir. Tüm bu yapılara baktığımızda mikro ölçekten makro (büyük) yapılara doğru bir gidişatın oluğunu görebiliyoruz. Makro yapılara geldikçe aralarındaki bağların zayıfladığını görüyoruz.

atom modeli

Basit bir örnekle açıklamak gerekirse mangalda yaktığımız kömür aslında organik bir yapının molekülleri arasındaki bağların kopması sonucu ortaya çıkan enerjidir. Hayal etmek isterseniz bu enerjiyi biz ateş olarak görüyoruz. Yani kömürün yanması Karbon (C), Oksijen (O) ve Hidrojen (H) atomlarının oluşturduğu bir organik molekülün parçalanması sonucu oluştu. Aynı şekilde bir Alüminyum’u  freze veya tornada işlersek aslında moleküller arası bağları koparıyoruz ve işleme yaptığımızda ortaya çıkan ısı bizim moleküller arasındaki zayıf bağların koptuğu enerjiye denk olmaktadır.

Şimdi gelelim makro yapıdan mikro yapıya doğru gidildiğinde aralarındaki bağları parçalarsak ne olur? Deminki örnekte moleküller arası zayıf bağların koparılmasını anlatmıştık, şimdi ise atomu bir araya getiren bağları koparıyoruz yani temel olarak bildiğimiz Proton ve Nötron. Bu parçalama olayını biz nükleer fizyon olarak duyduk. Ortaya büyük enerji çıkması için makro yapıda kararlı olan bir uranyum atomuna nötron yolladığımızda atom parçalanarak uranyumdan önceki elementlere dönüşüyor. Bir karpuzu hayal edin ve ona belirli uzaklıktan mermi ile ateş edildiğini düşünün. Karpuz muhtemelen patlayarak dağılacak. Dağılan parçalar içerisinde 2 adet yarım kabuklu karpuz parçaları ve irili ufaklı karpuz içi olduğunu varsayalım. İşte burada karpuz içi ortaya çıkan enerjiyi, kabuklu karpuz parçaları ise tepkime sonrası meydana gelmiş nükleer maddeyi veya halk arasındaki dili ile nükleer atıkları temsil etmektedir. Buraya kadar olan kısımda hep parçalayarak enerji oluşturduk peki hiç birleştirerek enerji ortaya çıkamaz mı? Bunun cevabı Güneş’te gizli ve biz bu reaksiyona Füzyon diyoruz. Füzyon basitçe fizyonda gerçekleşen olayın tersi gibidir. Hidrojen atomları birleşerek helyuma dönüşür. Aynı şekilde bu reaksiyonlar devam ederek bildiğimiz tüm elementler sırasıyla oluşur. Bu sayede evrende keşfettiğimiz görünen tüm elementlerin nasıl meydana geldiğini açıklayabiliyoruz.

Füzyon

Peki bu kısıma kadar olan bölümde ya var olanları parçaladık ya da var olanları birleştirdik. Ama ilk madde nasıl oluştu sorusuna cevap veremedik hala! Füzyon tepkimesi yani Güneş reaksiyonu evrenin ilk zamanından beri var olmuş çok eski bir süreç olmasına karşın Hidrojen atomuna ihtiyaç duymaktadır. Burada Hidrojen atomu nasıl oluştu sorusu akıllara gelmektedir. Atom sadece Proton, Nötron ve Elektron’dan mı ibaret yoksa Proton ve Nötron’u birbirine bağlayan veya bunları oluşturan başka yapılar var mı? İşte tüm bu soruların cevabını bulmak için CERN deneyi yapılmaktadır. Bildiğiniz gibi yapıların içinde ne olduğunu ortaya çıkartmak için onları parçalamamız ve ortaya çıkanları analiz etmemiz lazım ki gerçekten ne var ve nasıl oluşmuş gibi sorulara cevap bulalım. Bu yüzden CERN laboratuvarında proton yani pozitif yüklü parçacık çarpıştırılıyor. Manyetizma konusunu bilenler pozitif yüklü 2 parçacığın birbirini iteceğini bilirler. Bilimcilerde 2 pozitif parçacığın zorla kafa kafaya çarpıştırılarak ortaya içindekilerin saçılmasını bekliyor. Normal şartlarda 2 pozitif parçacık birbirini sürekli iteceği için kafa kafaya çarpışması imkansız ancak evrenin ilk halinde çok yüksek sıcaklık olduğu için bunlar kendiliğinden kaynaşmış olabilir. Bunu deneysel olarak görmek için ışık hızına çok yakın hızlara ulaştırarak çarpışmalarını sağlamak ve sonuçları görmek istiyorlar.

Ortaya çıkanlar bize ne mi verecek? Öncelikle evren nasıl oluştu ve sonu nasıl olacak gibi cevaplar için ipucu yakalayacağız. Daha sonra tabii ki insanoğlu enerjiyi kullanmanın en verimli yolunu bulduğu için Nükleer veya kömür santralleri gibi ihtiyaçlarımız kalmayacak. Daha temiz enerji olan Kuantum Santralleri gelecek ve elinizde tuttuğunuz nesnenin içindeki tüm enerjiyi tamamen açığa çıkartabileceğiz. Anlaşılır olması için bunu örneklendirirsek okulda kullandığımız bir tebeşirin içindeki tüm enerjiyi ortaya çıkarttığımızda İstanbul’un tamamını 1 milyon yıla kadar başka santrale gerek kalmadan enerjisini sağlamamız mümkün olurdu. Üstelik ortaya nükleer atıkta çıkmıyor çünkü madde tamamen enerjiye dönüştü aynı ateş gibi, tek fark ortada külü yok…

Tabii ki bunun zararlı yanları yok mu, var! Nükleer kavramı oluştuğunda bunu nasıl hemen bomba yapımı için kullandılarsa aynı şekilde kuantum enerjisi de silah olarak değerlendirilebiliyor. Yine aynı örnekle madde olarak tebeşiri ele alırsak bunun karşıtı yani Anti-Maddesini birleştirdiğimizde yine ortaya saf enerji çıkıyor. Hidrojen bombasından bile kuvvetli olacak bir güç hayal edin!

Neyse ki bunları şimdilik unutun çünkü keşifler yapılsa bile hala bazı kavramlar teorik yani düşüncelerden ibaret. Gerçekten böyle olacağı yok, belki beklenen cevap çok farklı olacak ve bizler başka arayışlara gireceğiz.

Paylaşır mısınız?
Önceki İçerikTren Nasıl icat Edildi
Sonraki İçerikjiroskop nedir
Furkan Gümüş
Karadeniz Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümü mezunu. Yüksek lisans eğitimini Marmara Üniversitesinde Mekatronik üzerine devam ettirmektedir. Uzmanlık alanı Robot ve Mekatronik Sistemler, Otomatik Kontrol, Mekanik Tasarım, Gömülü Sistem ve Kontrol Yazılımlarıdır.

2 Yorum

  1. normalde maddenin üç halini biliriz oysa dördüncü halinin var olduğunu anlıyoruz sıvı hali- gaz hali- katı hali ve enerji hali buna göre her madde enerji haline dönüştürüle bilinirse ışınlanma hayalide gerçek olur.

    • Aslında dörtten fazla ve liste neredeyse her gün genişlemektedir.
      Listenin son hali: Katı, amorf katı, sıvı, gaz, plazma, süper akışkan, süper katı, dejenere katı, nötronyum, güçlü simetrik madde, zayıf simetrik madde, kuark-gluon plazma, fermiyonik yoğunlaştırma, Bose- Einstein yoğunlaştırması, acayip madde :)

Düşünceleriniz Nedir?