Dünya Dışında Yaşam Varmı

0
7472
dünya dışında yaşam varmı

Dünya dışında yaşam varmı düşünce­si, günümüzde eskiden olduğu kadar kesinlikle reddedilmiyor. Geçen yüzyıl­larda felsefî düzeydeki kurgulara yalnız­ca kişisel düşünceler yol gösterirdi; gü­nümüzde Evren’in kimyasına ilişkin bil­giler, Dünya dışında da, doğal olarak, yaşam öncesi moleküllerin oluşabilece­ğini ortaya koymaktadır.

Uzay araştırmalarından, Dünya’da gerçekleştirilen gittikçe daha duyarlı gözlemlerden ve kimya, biyoloji, astro­nomi, fizikokimya alanlarındaki incele­melerden elde edilen bu sonuçlar, yeni bir bilim dalı olan astrobiyolojinin (uzay biyolojisi) doğmasını sağladı.

Astrobiyoloji, Dünya dışında yaşam araştırması yapan çok dallı bir bilim ha­line geldi; amacı, bütün zamanların en büyük sorularından birine cevap ver­mektir: Evren’de bizim dışımızda ya­şam yok mudur?

Ayrıca bu bilim dalı, Dünya üzerinde yaşamın kökeni sorunuyla da yakından ilgilenir. Astrobiyoloji alanında yapılan yeni keşifler, kimyasal evrimin karmaşık oluşumlara doğru gelişmesinin belki de kaçınılmaz bir olay olduğu düşüncesini doğurdu ve yaşamın, koşulların elverişli olması halinde evrensel bir olgu olarak ortaya çıkacağı kanısına varıldı. Yakın veya uzak bir gelecekte, astrobiyoloji kuşkusuz yaşamın bizimkinden oldukça farklı biçimlerini keşfederek, bu konudaki düşüncemizi genişletme olanağı verecektir. En basitinden en ge­lişmişine kadar bu yaşam biçimlerini algılamak için günümüzde deney tipine ve astrobiyolojinin ilgisini çeken gökcis­mine bağlı olarak, oldukça duyarlı birta­kım araştırma programları izleniyor.

Nitekim yaşayan Dünya ve Evren’in evrimi konusunda görüşlerimizi yenile­meyi, hatta yeniden biçimlendirmeyi amaçlayan gerçekçi programlar yapıldı; sözgelimi yıldızlararası ortamda yeni karmaşık molekülleri algılama çalışmaları yapıldı; yaşam öncesi konuda ilgi çeken gezegenlerin yerinde incelenme­sine girişildi; Dünya dışında yaşamın varlığını kanıtlayabilecek, artan sayıda yıldızı dinleme girişimlerinde bulunuldu; nihayet Güneş Sistemi’nin dı­şında yer alan gezegenlerin keşfi için de yeni programlar düzenlendi.

Dünya Dışında Yaşam Varmı ve Nerede Aramalıyız?

Dünya dışında yaşam varmı ve nerede aramalıyız; Astrobiyolojinin ilgi alanı meteoritlerin, kuyruklu yıldızların, gezegen atmosfer ve yüzeylerinin gözleminden, gökada yıldızlarının, yıldızlaraarası bulutların ve güneş sistemi dışındaki gezegenlerin gözlemine kadar yayılır.

dünya dışında yaşam varmı acabaKarbonlu kondritlerin, karbon bakımından zengin mete­oritlerin analizi, yıldızlararası uzayda oluşmaları gereken, bi­yolojik açıdan ilgi çekici aminoasitlerin varlığını ortaya koydu, öte yandan, kuyrukluyıldızların çekirdeklerinde, tümü canlı moleküllerinin bileşimine giren С, H, O ve N atomlarından oluşmuş çok sayıda organik mo­lekül keşfedildi.Ayrıca, çekirdeğin yüzeyinin, çok karmaşık karbonlu bir madde olan polioksimetilenle kaplı olduğu kanısına varıldı; bu bileşik, yaşam öncesi dönem açısından ilgi çekici küçük bir molekül olan formaldehitin (HCHO) polimeridir.

Viking uzay gemilerinin Mars zemini üzerinde gerçekleştirdiği astrobiyoloji deneylerinin anlaşılmaz, ancak genel olarak olumsuz sonuçları ardından, bu konuda Satürn’ün en büyük uydusu Titan ile ilgilenilmeye başlandı. Voyager sondalarının, 1980 ve 1981’de bunun yakınından geçmesi, büyük bölümü metan (CH4) ve azottan (N2) oluşan, çoğu yaşam öncesi dönem açısından ilgi çekici, organik bileşiklerce zengin bir atmosferin varlığım ortaya koydu; özellikle hidrosiyanik asit (HCN), siyanojen (C2N2)  ve siyanoasetilen (HC3N) bu­lundu. Ayrıca Titan’ın yüzeyinin metanla (CH4) etan (C2H6) karışımından oluşan bir okyanusla kaplı olduğu ve içinde atmosfer kökenli organik bileşikler bu­lunduğu kanısına varıldı, öte yandan, Jüpiter ve Satürn gibi dev gezegenlerin atmosferi de belli ölçüde astrobiyolojik ilgi uyandırıyor.

Ne Tür Bir Yaşam Biçimi Bulmayı Umuyoruz?

En ilkel yayam biçimleri denince, Dünya’da 4 milyar yıl önce evrim geçirerek ilk hücreyi oluşturan yaşam biçimleri anlaşılır. Gerçekte hücre varlığını, organik moleküllerin geçirdiği uzun kimyasal evrime borçludur; organik moleküller karmaşık­laşarak, canlının iki temel makromolekül türü olan nükleik asitler (dezoksiribonükleik asit [DNA] ve ribonükleik asit [RNA]) ve proteinleri oluşturdu.

Canlının yapı taşları olarak kabul edilen bu makromoleküller her tür hücrenin ortak bileşenidir ve küçük organik moleküllerin (hidrosiyanik asit HCN ve formaldehit HCHO gibi) dönüşü­münden kaynaklanan basit bi­leşiklerin (proteinlerdeki aminoasitler veya nükleik asitlerdeki nükleotitler gibi) zincirleme olarak birbirine bağlanması sonucunda meydana gelmiştir. Çağdaş algılama araçları saye­sinde, bu küçük moleküllerin oldukça büyük bir bölümünün uzayda, çok farklı ortamlarda bulunduğu anlaşılmıştır.

Gelişmiş yaşam biçimleri denince, teknolojik imkân ve araçlarla, radyo teleskoplarımızca algılanabilecek derecede güçlü elektromanyetik dalgalar ya­yımlayan uygarlıklar anlaşılır. Bu uygarlıklar isteyerek veya istemeden, varlıklarını bu yoldan kanıtlayacaktır.

Paylaşır mısınız?
Önceki İçerikLi-Fi Nedir? Wi-Fi’den 100 kat daha hızlı teknoloji
Sonraki İçerikYürüyen Kayalar ve Yürüyen Kayaların Sırrı
Elif Yaldız
Merhaba ben Elif Yaldız, bir süre Türkiye de Elektrik ve Elektronik Mühendisliği üzerine eğitim aldıktan sonra, hayat serüvenime yurt dışında Enerji Sistemleri Mühendisliği üzerine devam ettirmeye karar verdim. Burada sizlerle bilgi alış verişinde bulunmaktan memnuniyet duyuyorum.

Düşünceleriniz Nedir?