Gerçeklik Kavramı Nedir

2
17050
gerçeklik kavramı nedir

Çevrenizde gördüğümüz maddeler, cisimler, varlıklar sizce gerçek mi ya da gerçek olduğunu nasıl biliyoruz? 5 duyu organımızla algıladığımız her şeyin beynimizdeki görüntüsü gerçek mi yoksa bu sadece beynimizin yorumlaması mı? Duyu organımızın sayısı 5’ten fazla olsaydı yaşadığımız gerçekliği ne kadar farklı canlandırırdık? Gerçek bir evrende miyiz yoksa bu sadece bize yansıtılanı mı? Bu yazımda gerçeklik kavramı nedir sorusuna cevap arayacağız.

Gerçeklik kavramı bizim için duyu organlarımızla algıladığımız her şey olarak görülüyor. Bir cisme ışık çarpıyor ve gözümüz tarafından algılanıyor ve beyin algılanan bu cismi yorumlayıp sizin tanımanızı sağlıyor. Diğer duyu organlarımızda aynı şekil de işlem görüyor dokunma, tat alma, duyma bunların hiçbirini kullanamazsanız dış dünyayı algılayamazsınız. Tüm bu algıladığınız gerçeklik tamamen beyninizin size yansıttığıdır belki de bu gerçeklik çok farklıdır. Bunun en güzel örneği hayvanların dünyayı bizlerden çok farklı görmesidir bazıları kırmızı bazıları bulanık bazıları da net görür bu da yine beyin aktivitesine bağlıdır. Bunu size mühendislik yaklaşımıyla izah edebilirim. Robotlar insanları örnek alınarak yapılmıştır. Bir cismin robot sayılabilmesi için belli parametreleri sağlaması gereklidir. Bunlar sensörler, eyleyiciler (motorlar), mikroişlemciler ve tüm bunları taşıyacak bir iskelet yapısıdır. Burada sensörleri duyu organlarımız ve mikroişlemciyi de beynimiz olarak düşünelim. Mikroişlemci programlandığı çerçevede sensörlerden aldığı bilgiye göre çalışır. Bunun dışına çıkamaz insanı da buna benzetebiliriz.

Gerçeklik Kavramı

Beynimizin anlattığım mikroişlemciden işleyiş bakımından en önemli farkı zekaya sahip olmasıdır tabi zekada algıladığımız dünyaya göre şekillenir. Yani duyu organlarımızın aldığı bilgiyi beynimiz programlandığı şekilde bize yansıtır ve duruma uygun bir şekilde tepki vermemizi sağlar. Elimizle sıcak bir yüzeye dokunursak derimiz dayanabileceği maksimum sıcaklığa eriştiği zaman beyni uyarır ve beyin bize bu durumu yansıtıp tepki verir. Sıcaklık sensörünün belli değerlere kadar çalışabilmesi gibi bu değeri geçerse sensör bozulur aynı şekilde derimizde yanar. Eğer beynimiz farklı şekilde programlansaydı kalemi kalem olarak değil de belki başka bir biçimde bize yansıtırdı. Kısacası duyu organlarınızla algıladığınız her şeyi beyninizin size müsaade ettiği kadarını algılayıp onun yorumladığı şekilde görürsünüz bir cismi atomik düzeyde göremezsiniz. Bunun için belki de sensörlerimiz olan duyu organlarımızın arttırılıp beynimize yeni program kodları eklenmesi gerekir.

gerçeklik kavramı

Eğer duyu organlarımızın sayısı 5’ten fazla olsaydı ne olurdu? Bunun için örnek olarak robotu ele alalım bir robota sensör eklersek ne yaparız tabi ki de sensörün işlemciyle olan bağlantısını tanımlayıp neye göre çalışacağını işlemciye kodlarız. İnsan vücudunun da farklı duyu organları olması için benzer şeyin insan vücuduna uygun bir şekilde yapılması gerekir. Yani yeni duyu organımızın beynimizle bağlantısı yapılıp beynimizin de bunu kullanacak şekilde eğitilmesi gerekir. Aslında 5 duyu organımız da kapasitesinin çok altında çalışıyor çünkü onları tam kapasiteyle çalıştırma ihtiyacını beynimiz hissetmiyor. Hepimiz beynimizi %100 çalıştırırsak neler olabileceğini duymuşuzdur. Aslında herkes beyninin %100’ünü kullanır ancak bunun %90’nı sizin isteğiniz dışındadır. Bu yüzden duyu organlarımızı tam verimde kullanamıyoruz. Eğer beynimizin tamamını kendimiz kullansaydık kan basıncını , organlarımızın çalışmasını, cisimlerin hareketi gibi etmenleri kontrol edebilir elektromanyetik dalgaları görebilirdik. Robotlardan farkımız burada ortaya çıkıyor zeka durumu her organımızı her duyu organımızı beynimizden gelen sinyallere göre geliştirebiliriz. Ancak robota taktığımız sensör işlemciden gelen bilgiye göre değişmez kapasitesi ne kadarsa ona uygun çalışır. Her ne kadar yapay zekalı robotlar üretsek de bunlar asla insan zekasıyla boy ölçüşemez. Beynimizi geliştirdiğimiz takdirde beynimizin yorumlama yeteneği artacak ve olaylara daha farklı açıdan bakabileceksiniz. Buna örnek Bradley Cooper’ın başrol oynadığı Limitless filmini verebilirim. Filmde bir kişinin NZT adı verilen ilacın etkisiyle beynin tüm kapılarını açarak olayları daha farklı bir şekilde yaklaşarak cisimleri ve insanları çok farklı şekilde görebiliyordu işte bu durum duyu organlarıyla beyin arasındaki bağların kuvvetlenmesiyle duyu organlarının tam kapasiteyle çalışmasıdır (tabi gerçekte böyle bir ilaç var mı orası kesin değil). Kısacası beyninizi ne kadar geliştirirseniz algıladığınız evren de o yönde değişir. Belki de zaman için de insan beyni mutasyona uğrayarak ya da bazı tıbbi gelişmelerle bir çağ atlayabilir.

Şimdi gelelim dünyaca ünlü Matrix filminin de ana konusu olan evrenin gerçekliğine yazının başında da belirttiğim gibi algıladığınız evren beyninizin size gösterdiğinden ibarettir yani eğer biri sizin beyninizi daha doğduğunuz andan itibaren yöneterek size böyle bir evren sunmuş olabilir belki de gerçek çok daha farklı olabilir. Peki şimdi soracaksınız madem her şeyi beynimizin yorumladığı kadar görüyoruz eğer algıladığımız evren gerçek değilse gerçeğe nasıl ulaşacağız. Cevap şu ki ulaşamazsınız çünkü biz evreni sadece 3 boyutlu olarak algılıyoruz bundan daha fazlasını algılayacak beyin yapısına sahip değiliz bu yüzden Tanrıyı ve Tanrısal olayları da algılayamıyoruz belki gelecek nesiller bunun bir yolunu bulur. Yani eğer algıladığımız evren gerçek değilse bile bunu anlamamız çok zor (eğer biri sizi uykunuzdan uyandırmazsa) boyut kavramını çözemediğimiz sürece bu güzel bir bilim kurgu paradoksu olarak kalacaktır. Unutmayın evreni anlamak için önce beyninizi eğitmelisiniz gerçeğe ulaşmak için tabularınızdan kurtulup beyin kapınızı sonuna kadar açın.

Bu yazımda size gerçeklik kavramını farklı bir şekilde anlatmaya çalıştım tabi ki de bu kavram birçok şekilde yorumlanabilir ben sadece farklı bir bakış açısıyla anlatmaya çalıştım.

Paylaşır mısınız?
Önceki İçerikiyi bir mühendis nasıl olmalı
Sonraki İçerikivmenin zamana göre türevi – sarsım nedir
Emre Leblebicioğlu
Merhaba Ben Emre LEBLEBİCİOĞLU 28 Ekim 1993 Adana doğumluyum. Karabük Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği ve aynı zamanda Mekatronik Mühendisliği (ÇAP) bölümlerinden mezun oldum. Lisans boyunca bir dönemlik eğitimimi de erasmus öğrenci değişim programıyla Romanya'nın başkenti Bükreş'de ''Politehnica University of Bucharest''de tamamladım. Yenilenebilir enerji, nükleer enerji, elektrik makinaları, termodinamik,akışkanlar mekaniği ve ısı transferi konularına ilgiliyim. Ayrıca Astronomi ve Uzay Bilimleri konularına da özel ilgi duyuyorum.

2 Yorum

  1. İnan bana hep dışarıda bir yerlere giderken düşündüklerimi yazmışın ama toplu ve düzenli yazdığın için artık aklımda çok daha net bir resim oluştu.Bir de zamanı algılama ve kontrol edilebilme düşüncesine de değinseydin tam olurdu.Mesela bankamatikten para çekeceksin kartını cüzdanından çıkardın ve 5 dakika sonrası yani çekme işlemi tamamlandıktan sonrası için kartı cüzdanından çıkarır çıkarmaz geri cüzdanına koydun ve kart o 5 dakikalığına dışarıda kaldı.Bu sayede ikinci kez cüzdanını çıkarma zahmetinden kurtuldun.Böyle bir şey dünyayı tamamen değiştirirdi.Acaba zamanı kontrol edebilecek miyiz?Edebileceksek ne kadarını?

  2. Sade, güzel anlatım olmuş. Gercegi yansitmamis felsefi bir yaklaşım olmuş. Algiladiklarimiz gercek ise gercek, gercektir. Terazi den ornek verirsek bir kolun da x gr diger kolunda da x gr koyarsak terazi dengede kalir ve bu hepimizin bildigi gibi bilimsel bir gercektir uzayda da bu kural isler ve ispat edilmistir. 5 duyu organimizla algilariz ve gerçektir. Peki 5 duyu organimiz olmadan hesap edersek? O zaman da şu sonuç çıkabilir mı ?
    Bir yerde her zaman gerceklik vardir.
    Senin yazin felsefi gerceklik kavrami olmuş.?
    -Herşeyin başı SU
    -felsefeninde ?

Düşünceleriniz Nedir?