Mandela Etkisi Nedir

19
111810

Hatırladığınız çoğu detay yanlış olabilir mi? Mandela etkisi, son günlerde internet ortamında neredeyse herkesin dilinde dolanan ve dünyada tartışmaya açılan bir konu. Adını, Nelson Mandela’nın ölümünden alıyor çünkü her şey onunla başladı.

Öncelikle size birkaç soru soralım;

En popüler kutu oyunlarından biri olan Monopoly logosunu düşünün, yaşlı bir adam, siyah bir şapka ve gözünde beliren mercek. Yine sosyal medya üzerindeki, görüşlerin çoğu bu yönde. Ama bir yanlış var, Monopoly logosunda bulunan kişinin gözünde hiçbir zaman mercek olmadı, hiçbir yerde kullanılmadı.

monopoly-logosuİkinci örnek, Mickey Mouse karakteri üzerinden geliyor. Karakterin pantolonunun bir askı kullanılarak ortaya çıktığı gibi bir düşünce yapısı hakim fakat görseller incelendiğinde hiçbirinde askı ve buna benzer bir şey yok.

mickey-mouse-logosuStar Wars filminin kırpılarak milyonlarca izlenen, o cümlesiyle her yerde bulunan ve adına tweetler atılan “Luke, I’m your father.” Sahnesinde aslında “No, I’m your father.” denmektedir.

Ama filmi izleyen kitlenin neredeyse hepsi bu cümleyi ilk haliyle hatırlıyorlar.

Nelson Mandela’nın ölümüyle alakalı olarak; Amerika’da bu olay ortaya çıktığında çoğu kişi yine Nelson Mandela’nın hapishanede öldüğünü savunmuştur. Fakat gerçek şu ki ; Nelson Mandela, hapishaneden çıktıktan sonra, hatta başkan olarak seçildikten sonra ölmüştür.

La vache qui rit adlı peynir markasını biliyor olabilirsiniz. Logosunda yer alan inek, burnunda büyük bir hızmaya sahipti, en azından binlerce insan böyle hatırlıyor. Ama öyle bir durum söz konusu değil.

la-vache-qui-rit-adli-peynir-markasPikachu karakterinin kuyruğunun uç kısmında yer alan siyah bölge de aslında yok. Bazı forumlarda hatırlayan kişiler çizimi yaparak kullanıcılara sunmuş ve çoğu kişinin kuyruk uç kısmını siyah hatırladığı da görülmüştür. Ama bu durum da istisnalar arasında.

pikachuVolkswagen logosu da tartışmalar arasında, logo aslında ayrı parçalardan oluşurken çoğu kişi tek parçadan oluştuğunu savunuyor.

volkswagen-logosu

Curious George asla bir kuyruğa sahip olmadı. Hatta birçok kişi ağaçlarından salınmak için kuyruğunu kullandığını hatırladığını iddia ediyorlar. Aşağıda ki Meraklı George resmine bakarsanız aslında kuyruğunun olmadığını göreceksiniz. Yani belleğiniz her şeyi hazırlar ya da paralel bir evrene doğru sürükler sizi.

curious-george

C-3PO‘nun tamamı altın değildir. Birçok Star Wars fanatikleri C-3PO’yu tamamen altın olarak hatırlıyor. İşin doğrusu öyle değildi, C-3PO’nun bir bacağı gümüş idi. İnsanların çoğu bir gümüş bacağı hatırlamıyor. Filmi çok kez izleyen hayranlar için bu bir sürpriz oldu. Popüler bir karakterin ayırt edici özelliğini hiç fark etmedik.

c-3po

KitKat yazısında tire yoktur. Bazı insanlar Kit Kat’da “Kit-Kat” diye bir çizgi olduğunu hatırlıyorlar ancak arada tire yoktur, fakat çoğu kişi yine bu durumdan emin.

kitkat

İnsanlar Mona Lisa’nın gülümsüyor olduğunu düşünüyordu, aslında duygusuz davranıyordu. Birçok kişi Mona Lisa’nın değiştiğini ısrarla savunuyorlar, çünkü düz bir yüzü olduğunu hatırlıyorlar, ama şimdi sanki bir huysuzmuş gibi görünüyor.

mona-lisaBu ve bunun gibi daha birçok düşünce yer alıyor. Eğer siz de istisnaları hatırlıyorsanız bu durum sonucu ortaya çıkmış 2 teoriye göz atalım;

1-  Paralel Evren Çakışması

Bu teoriye göre minimum 2 paralel evren var, ikisinde de siz varsınız, bu evrende bulunan tüm detaylar var. Fakat bazı detaylar farklı, ve bu farklı detaylar insan algısını kapsamayacak derecedeler. Ama bazı detaylar, farkındalık yaratıldığında her şeyi ortaya çıkarabilecek düzeydeler. Sonuç olarak paralel evrenler çakıştı ve bazı detaylar (örneğin tüm bu logolar) değişti. Fakat biz, bunu adapte olduğumuz evrene göre anımsıyoruz.

2- Zamanda Yolculuk

Bir insan, her şeyin düşünüldüğü gibi olduğu bir dönemde zamanda yolculuk gerçekleştirerek geçmişe gitti ve birkaç detayı değiştirdi. Bu detaylar tabii ki Monopoly logosu değiştirmek değil, fakat kelebek etkisi, birer domino taşı gibi çoğu şeyi de etkiledi. Örneğin bu kişi bir kazaya önledi ve o kaza sonucu oluşan birtakım olaylar dizisi binlerce ihtimali beraberinde getirerek yaşamımızı değiştirdi.

Mandela etkisi ile ilgili test hazırladık sizler de kendinizi sınayabilirsiniz: mandela etkisi testi

19 Yorum

  1. Geniş bir şekilde alıntı yapacağım:

    Mandela etkisi, bazı kişilerce paralel evrenler, paranormal, doğaüstü ve subliminal konseptlerle ilişkilendirilmiş olmasına rağmen; esasında oldukça basit, kabaca birkaç bilimsel doğru ile açıklanabilecek bir olaydır. Öncelikle bunu pek çok klinik tablonun seyredebileceği ağır konfabulasyon hâlinden, algı ve bellekle ilişkilendirme sorunları ortaya çıkaran kortikal assosiasyon alanlarının bozuklukları, sahici bellek yitimi ve doğru olmayan anılar/olaylar anlatımı ile karakterize Korsakoff hastalığı ya da temporal lob epilepsisi gibi problemlerden ayırt etmek gerekir. Klinikte gözlenen vakalarda sıklıkla nöral ağlarda yıkım, vitamin-mineral eksikliği ve fiziksel hasar bulguları elde edilirken buradaki olayda basit bir yanılgının eşlik ettiği anlık edinilmiş belleğin –genellikle- sürekli tekrar ile pekiştirilip uzun süreli belleğe aktarımı söz konusudur. Yazının devamında Mandela etkisinde rol oynayan mekanizmalar duyu, integrasyon ve motor süreçler takip edilerek birtakım bilimsel çıkarımlarla verilmeye çalışılmıştır.

    İnsan beyni, allometrisi göz önüne alındığında görece çok enerji harcayan bir yapıdır. İlginç bir şekilde harcadığı enerjinin yine görece büyük bir kısmı filogenetik olarak eski fakat yaşamsal refleksleri yöneten truncus encephali nucleusları ve yakın çevresine (hipotalamik bağlantılar ve merkezler gibi) değil; daha üst seviye beyin yapılarına (nuclei basales, cerebral hemisferler) aittir. Yani insan beyni özellikle ince motor hareketlerin planlanmasına, duyuların kompleks biçimde yorumlanmasına ve bilinçli, integratif süreçlere çok büyük bir enerji ayırıyor. Belki bunu yaşamsal refleksleri kolay ve kısa sürede halletmenin yolunu bulmuş olarak da yorumlayabiliriz, bu durumda beyindeki heterojen enerji dağılımını heterojen fonksiyonel yapı ile anlamak kolaylaşabilir. Daha da ilginci ve konuyla doğrudan bağlantılı olan kısım ise, kortikal düzeyin bu yoğun enerji sarfiyatına rağmen, sinir sistemine gelen total inputların yalnızca çok küçük bir kısmına yanıt verebilmesidir. Bu iki veri, Mandela etkisinde rol oynayan sensory süreçler hakkında bize fikir sağlayacaktır.

    Sinir sistemi, external ve internal çevreden gelen tüm uyarılara yanıt veremez; periferden medulla spinalise, oradan da dorsal thalamusa dek uzanan duyusal yolakta bir seviyede uyaran bloke edilir. Aynı durum kraniyal sinir çiftleri yollarında da geçerlidir. Örneğin, uyku hâlinde pek çok uyaranın kortikal tabakaya ulaşması engellenir ve çevreyle olan duyusal etkileşimimiz büyük ölçüde azalır. Herhangi bir anda ise potansiyel inputların %1’inden daha azı beynin üst-kortikal bölgelerinde algılanıp yorumlanabilir. Ayrıca, çeşitli duyu yollarında insanlar için uyaranların algılanabildiği alt ve üst seviyelerle sınırlanmış bir bölge bulunur. İnsanlar, yalnızca belirli frekansa sahip sesleri duyarlar, belirli dalga boyuna ait ışıkları algılayabilir ya da belirli basınçtaki taktil uyaranları hissedebilirler. Duyu yollarında lateral inhibition adı verilen terim de bu mekanizmalarının evrimleşmelerine benzerdir. Neticede mevcut çevrenin potansiyel uyaranları, insanın algılayışından çok daha büyük bir çerçeve çizmektedir. Bunun sinir sistemlerinin kökenine dair seyri incelendiğinde, primitif dönem canlı organizmaların sensorimotor süreçlerinde de benzer mekanizmalar gözlenebilir. Öyleyse neden uyaranların tümüne aynı şekilde cevap vermiyoruz ve bunun Mandela etkisiyle ilgisi nedir?

    Mandela etkisini değerlendirmek üzere, evrimsel yorumlamalar ve belirttiğimiz duyusal özellikler uyarınca dikkatin ve bir uyaran üzerine yoğunlaşmanın sinirbilimsel tabanına kısaca göz atmak yararlı olacaktır. Dikkat, sinirbilimlerinde bilhassa frontoparietal nöral ağlarda organizmanın çeşitli bölgelerinden giriş yapan uyaranların seçici bir biçimde değerlendirilmesini, modülasyonunu ve algılanabilir özellikteki stimulusların yalnızca bir kısmını öne çıkaran süreçleri açıklamakta kullanılan bir konsepttir. Tanımdan anlaşılacağı üzere sinir sistemlerinde potansiyel uyaranların belirli aşamalarda blokesi ile benzer ilişkili olup canlıya evrimsel açıdan avantaj kazandırmaktadır. Dikkat, kabaca uyaranların kortikal düzeyde seçilmesiyle karakterizedir. Bu durumda, stimulusun bahsettiğimiz subkortikal seviyelerden kortikal seviyelere dek seçilimi, bize evrimsel geçmişimiz hakkında bir bilgi verebilir. Sinir sistemlerinin en belirgin özelliği, belirli bir input-integrasyon-output yolağı seyretmesidir. Filogenetik açıdan genç dallarda özellikle integrasyon süreçlerinin karmaşıklaştığı ve kendi içerisinde looplar yaptığı bilinmektedir. Sinir sistemleri, organizmanın çevreyle olan etkileşiminin değerlendirildiği ve çevreye yanıt verildiği, oldukça önemli süreçleri yönetmektedir. Bu bilgiler evrimsel ekonomi kavramıyla birlikte yorumlandığında Mandela etkisine dair ilk önemli neticeye, yanı duyusal yola dair bir çıkarıma varılabilecektir. Sinir sistemi, her bir filogenetik seviyesinde yalnızca yaşamsal olan birtakım uyaranları seçebilmekte; mevcut enerji harcamalarını minimumda tutarak kısmî fakat önemli uyaranların ancak kortikal seviyelere ulaşmasına izin vermektedir. Yani, aslında bizim sinir sisteminin üst seviyelerine dair tanımladığımız “dikkat” mefhumu, benzer mekanizma ile sinir sisteminin diğer katmanlarında da işlemektedir. Mandela etkisinin formasyonunda ilk öne çıkan faktör de bu olacaktır. Mandela etkisinin görüldüğü birtakım obje, olay ve kavramların algılanışı esnasında, komple bir şekilde ilgili obje, olay ve kavramın algılanışı söz konusu olmamaktadır; dahası bu durum frontoparietal yollarla ilişkili biçimde bir çeşit cognitive bias olan “salience”, yani bir algılanmaya müsait olanlar içerisinden sıklıkla en belirgin, en göze çarpan olanı algılama ya da düşünme ile alakalıdır. Bu bilişsel eğilim, evrimsel ekonomi dâhilinde organizmanın en kısa sürede, basit biçimde, yalnızca önemli olana izin verip minimum enerji sarfiyatıyla sorunu çözme ya da uyaranı değerlendirme eğilimini ortaya koyar. Böylece herhangi bir uyaranın tüm komponentlerini geniş, detaylı ve kompleks bir biçimde algılamak yerine, ilgili uyaranın göze çarpan noktalarını daha belirgin algılayıp geri kalan küçük detayları göz ardı ederiz. Örneğin, yalnızca birkaç saniyelik bir görme işleminde görme alanımızda yer alan bir cisimde ilgimizi ilk olarak cismin lokasyonu ve genel formu çekmekle beraber ancak birkaç bakış sonra veya cisme belli bir müddet dikkat edildikten sonra cismin üzerindeki birtakım ayrıntılar (yazı tipi, üzerindeki bir leke, belirli bir noktasındaki çizik gibi) dikkatimizi çekip üst sinirsel yapılarda bir değerlendirmeye geçer. Mandela etkisi basitçe böyle bir eğilimin sonucudur.

    Bu eğilimle ilgili değinmemiz gereken bir diğer nokta ise, nasıl bu kadar yaygın ve pek çok insanda benzer olduğudur. Buna vereceğimiz yanıt muhtemelen Mandela etkisinin oldukça geniş bir kitlede izlenip şaşırtıcı bir nitelik kazanmasına bir açıklık getirecektir. Yazının başında verdiğimiz bilgiler üzere, uyaranların seçimi ve belirli seviyelerde blokesi, evrimsel ilkelerle uyumlu bir sinir sistemi karakteristiğidir. Yine belirttiğimiz üzere, sinir sisteminin seviyeleri arasında enerji tüketimi bakımından bir heterojenlik söz konusudur. Daha işlevsel bir veri olarak, sinir sisteminde filogenetik açıdan yeni sayılabilecek neokortikal tabakalar ve insanda hassas motor süreçlerde öneme sahip nuclei basales bölgesi, yaşamsal fizyolojik refleksleri kontrol eden truncus encephaliye göre daha yoğun enerji harcamaktadır. Bunun anlamı şudur ki, sinir sistemlerinin evrimi içerisinde filogenetik açıdan genç yapılar, ilkel yapılara göre daha yoğun enerji sarfiyatı içerisindedir. Organizma, genel olarak yaşamsal fonksiyonlarını hatasız biçimde ve minimal enerjiyle çözme eğilimindedir. Organizmalarda primitif sinirsel bölgeler sıklıkla minimal enerji sarfiyatı ve hatasız yaşamsal fonksiyon ile ilişkilidir. Kardiyovasküler refleksler, solunumun otonom kontrolü ya da bunlara benzer birtakım otonom sinir yanıtları, omurgalı sinir sistemi evriminde oldukça eskiye gitmektedir (kabaca 500 milyon yıl). Öte yandan, evrimsel seyri primatlara veya insanlara dek takip ettiğimizde kortikal seviyelerin belirgin bir biçimde fonksiyonalite kazandığını görmekteyiz. Aynı organ içerisinde evrimsel katlanmalar arasında fonksiyon, yaşamsal nitelik ve enerji kullanımı bakımından anlamlı bir ilişki vardır. Sinirbilimlerinde evrimsel açıdan ilkin yapılar, organizmanın yaşamsal fonksiyonlarını yöneten ve oldukça eski dönemde fonksiyonel olarak evrimleşmiş yapılardır. Bu primitif yapıların evrimsel seyri boyunca (yaklaşık 500 milyon yıl) popülasyonlarda ilgili yapının enerji kullanımı oransal olarak azalmış, fonksiyonları netleşmiş ve birtakım özelliklerini üst sinirsel yapılara devretmiştir. Santral sinir sisteminde kompleks yapıların, karmaşık sinaptik ağların enerji kullanımı basit yapılara daha fazla olup bu yapılar hayatî refleksleri barındırmak yerine yüksek bilişsel işlevlerde rol oynar. Kısaca organizmalar, primitif yapılarda yaşamsal işlevleri kısa yoldan, minimum enerji ve hatayla gerçekleştirmenin bir yolunu bulmuştur. Organizmada bilişsel seviyelerde meydana gelecek hasarlanmalar ya da bilişsel hatalar organizmanın yakınsak perspektifte ölümüne sebep olmazken, ilkin anatomik bölgelerdeki basit haraplanmalar bile canlının ölümüne neden olabilir. Sinir sistemi bütün seviyeleriyle “muhteşem” çalışan bir sistem olmayıp olgun bölgelerin aksine sistemin en genç alanlarında altını çizdiğimiz bilişsel eğilimler, mantıksal hatalar, yanılsamalar hemen her an meydana gelebilir. Bu kortikal bölgeler tabir yerindeyse insan evriminin “delikanlı çağını” temsil eder ve ontojenide en geç olgunlaşan bölgeler arasındadır. İnsan beyninin genç bölgelerinin bu evrimsel özellikleri; insanları mantıksal safsatalar (logical fallacy), bilişsel önyargılar ve yanılsamalara açık bir hâle getirir ve bunlar, normal sinir fizyolojisinin de parçasıdır. Mantık hataları sergilemek ve cognitive bias sahibi olmak, bu nedenle insan popülasyonlarının büyük bir kısmının sahip olduğu normal bir fizyolojiyi ifade eder; çünkü bahsettiğimiz gibi insanın kökeninde evrimsel açıdan avantajla birlikte seyretmiştir. O nedenledir ki, temeli esasında bir algılamada yanılgıya dayalı bir cognitive bias ile ifade edebileceğimiz Mandela etkisinin toplumda geniş bir çerçevede görülmesine şaşırmamak gerekir. Mandela etkisine dair birkaç örneği yazının devamında kısaca inceleyeceğiz.

    Algılamada eksiklikler ve yanılgılar, hatalı bir belleğin de temelidir. Bellek, basitçe önceden edinilmiş bilgilerin sistemde depolanması ve gerektiğinde geri çağrılabilmesi yeteneğidir. Öğrenmenin mümkün olduğu hemen her sinir sisteminde kabaca bir bellek oluşur. Birtakım bellek çeşitleri tanımlanmıştır. Bellek kabaca implisit ya da eksplisit (dekleratif) bellek olarak ayrılabilir. Bellek için geçerli sınıflamalardan diğeri de anlık, kısa zamanlı ve uzun zamanlı bellek tipleridir. Bu sınıflamaya göre gelen duyusal uyaranın kullanılmaya ve işlenmeye devam ettiği milisaniyelerle ifade edilebilecek sürelerde zihinde meydana gelen bellek anlık, devamındaki kısa süreli -saniyeler ve dakikalarla karakterize- oluşan bellek de kısa zamanlı bellek olarak isimlendirilir. Anlık ve kısa zamanlık belleklerde işlenen yukarıda saydığımız duyusal yanılsamaya dayalı bilgiler, bellekte hâlihazırda var olan kalıplarla birleştirilerek LTP mekanizmasıyla uzun zamanla belleğe aktarılır. Bu noktada, diğer bilişsel hatalara değinmek yararlı olabilir. İnsan beyni, kalıplarla düşünür ve yeni öğrendiği bilgileri, önceki bilgilerle ilişkilendirir ya da clustering illusionda olduğu gibi belirli –kendince anlamlı- formlara oturtma eğilimi gösterir. Buna bir örnek olarak pareidolia yanılgısını verebiliriz. Tahminimizce Mandela etkisinde bilişsel yanılmalar (illüzyonlar) eşliğinde oluşmuş bir diğer mekanizma da buradan gelmektedir. Bu da bir çeşit cognitive bias olarak kabul edilebilir. Eğer dikkat ederseniz, Mandela etkisine konu olan nesne ya da olayların bireyler tarafından oldukça uzun dönemlerde çok dikkatli bir biçimde değerlendirilmediği itirafını edinebilirsiniz. Kişilerin, Mandela etkisine neden olacak obje ve olaylar hakkındaki algılarının zayıf bir biçimde elde edilmiş olması ve bir yanılgıya eşlik eden hatalı bir kalıbın, devam eden zayıf (dikkatsiz) algılar neticesinde (sık verilen bir örnek olarak “Looney Tunes” yazısının “Looney Toons” algılanması gibi; hâlbuki birkaç saniyelik dikkatli bir okuma bu etkiyi ortadan kaldıracaktır) kişinin uzun zamanlı belleğine o şekilde aktarılmış olması kaçınılmazdır. Birey, bu durumda, zihnindeki kalıplar, önceden edinilmiş bilgiler ve bilişsel yanılgılarla hatalı bir bellek oluşturur. Yine Looney Tunes örneğinden gidecek olursak, birçok kişi, İngilizce “cartoons” sözcüğüne olan benzerliği nedeniyle “Toons” sözcüğünün ilgili çizgi filmde kullanıldığı konusunda bir belleğe sahiptir; çünkü bu kişilerden hemen hiç kimse ilgili yazıya doğrudan dikkat etmemiştir.

    Hatalı bellek oluşumdan sonra, ilgili belleğin aktarımında ve bilginin düzeltilmesi süreçlerinde bireylerde cognitive dissonance adı verilen mental stres görülür. İnsanlar, sahip oldukları fikir, duygu, davranış kalıpları ve geleneklerine ters düşen konseptlerle ve olaylarla karşılaştıklarında bilişsel olarak rahatsızlık duyup ilgili argümanları ciddi bir biçimde test etmeden, sıklıkla reddetme eğilimi gösterirler ve kendi duygu-düşüncelerini ön plana çıkarırlar. Buna literatürde confirmation bias adı verilir. Cognitive dissonance ile ilgili bilimsel ve felsefî tartışmalardan güzel örnekler bulmak mümkündür. Şüphesiz ki bilim tarihini sarsan tartışmalara neden olan evrimsel biyolojinin geçerliliği konusu, evrimsel yorumlamaları kendi felsefî ya da dinî geleneğine zıt gören kimselerde büyük rahatsızlıklar uyandırmıştır. Benzer duruma, Mandela etkisi özelinde tartışılan birtakım örneklerde de rastlamak olanaklıdır. Bazı özel örneklerle ve aktardıklarımızın ışığında kısaca açıklamalarıyla devam edelim.

    Mandela etkisi, 2010 yılında paranormal olaylarla ilgili bir blogger olan Fiona Broome tarafından ilk kez adlandırılırken, ilgili etkiye dair pek çok örnek internette popüler olmaya devam etmiş ve nihayetinde Türkiye’de ünlü olmuştur. İlgili etkiye dair sözde bilimsel iddiaların ardı arkası kesilmemiş, konuyu yeterince bilimsel altyapıya sahip olmadan bile paralel evrenlere kadar götüren bir kısım isimler türemiştir. Son dönemde Duru Önver ismindeki bir YouTuber, video kanalında Mandela etkisine dair takipçilerine ve genel izleyiciye Mandela etkisiyle yakından uzaktan ilgisi olmayan, olasılıkla son dönemde popüler olmuş bu konsept üzerinden dikkat çekmeye yönelik bir video hazırlamıştır. Duru Önver, ilgili videoda hiçbir bilimsel desteği bulunmayan komplo teorileri ve sözde bilimsel iddialarla izleyicileri yanıltmakta ve onlara sözde bilimsel içerikler sunmaktadır. Mandela etkisinin mevcut bilimsel açıklaması kabaca bu yazıda şekilde olup kendisinin iddia ettiği gibi paralel evrenler açıklamasının Mandela etkisiyle bir bağlantısı bulunmamakta; paralel evren iddiası Mandela etkisi söz konusu olduğunda sözde bilimsel bir iddiadan öteye gitmemektedir.

    Mandela etkisine dair birtakım örnekleri bu şekilde sıralayabiliriz. Benzer örnekler, yazıda bahsini ettiğimiz şekilde incelenip o perspektiften yorumlandığında Mandela etkisinin doğaüstü, paranormal olaylar ya da komplo teorileriyle ilgisinin bulunmadığı rahatlıkla görülebilecektir.

  2. Psikolojideki yanılsamaları _illizyonları tabiki biliyoruz.Bana Platon un idealar evreni ile nesneler evreni görüşünü hatırlattı.

  3. Bende bu mandela etkisini pek gerçekçi bulmadım açıkçası. Bu durun tamamen dikkatle alakalı. mesela bende bundan 3-4 yıl öncesine kadar ziraat bankasının logosunu kırmızı ile yazılmış bir yazı olarak biliyordum. bankada staj yaparken incelediğimde buğday olduklarını farkettim. yani demem o ki dikkatli bakınca insan farkedebiliyor ancak böyle ufak şeylerle beynimizi doldurmaya bile gerek yok.

  4. Ama orada verdiği pikaçu ve ineğin burnundaki halka kesinlikle vardı orda beyin hangi parçayı birleştiriyor onu anlamadım. Wolswogen logosuda ayni sekilde. Hatta bu olaylar yokken bile ben wolswogenin ableminin degistigini dusunmustum. AMA cizgi hep varmis. Bunlar net seyler ama. Simdi cin ali çöpten adamdı dönüp baksak kitaplara normal bir çocuk olsa ne diyeceğiz buna?

  5. Mandela Etkisi
    Dünya’nın aklını kurcalayan Mandela etkisini iyice araştırın derim öncelikle ne paralel evrenle ne de zaman makinesiyle alakası yok bu dikkat bozukluğundan ve beynin algı yanılgısından kaynaklanıyor. Mesela bir objeyi dikkatli incelemeden yüzeysel gördüğünüzde beyin otomatik bir sügeçle o görüntüyü gördüğünüz eş bir görüntüyle algılıyor. Mesela örnek vermek gerekirse; volkswagen logosuna dikkatli bakmış olsaydınız (ki çoğu volkswagen delisi bile o kadar dikkatli bakmamıştır) logoda beyaz çizgilere odaklanan gözünüz mavi kısımlara dikkat çekmiyor çünkü küçük ince çizgiyi kim görebilir ki? Monopoli’ye gelirsek bana silindir şapkayı görünce hepinizin aklına gelen şeyin tek gözlük kroki ve bir asa olduğunu çoğunuz söyleyebilir bu da beyinin uyuşmayan görüntüyü tamamlamasıdır. Bir çoğunuz bana şu an saçmalıyor diyebilir. Beyniniz bir şeye tam olarak dikkat kesilmediğinde onu başka benzer görüntülerle tamamlamaya çalışıyor bu da beynin yanıltıcı etkisidir. Yani pikachu’nun kuyruğunu bende siyah hatırlıyordum ama dikkatlice incelediğimde kulaklarındaki siyah lekeler bu etkiyi bırakıyor. Beyniniz görüntüleri tamamlamaya çalıştığında böyle bir etki bırakıyor. Yani anlayacağınız bir şeyi tam olarak dikkatlice görmeyince beyin gördüğünüz veya o an onunla eşleşebilecek bir algıyı fark ettiğinde görüntüyü farklı algılar. Peki ya bu etkiyi başlatan Mandela gelirsek onun ölüm şekli ve tarihi o da beyninizin yanılgısı çünkü 5 Aralık 2013’te öldü ve hapisten çıkmıştı. Kusura bakmayın hepinizde paralel evren ve zaman makinesi olayını çürüttüm.

    Aşağıda verdiğim bilgiye bakınca hepiniz anlayacaksınız.

    Beyin yanılmaları denilen olay duyu organlarımız ile ilgilidir. Çünkü beyin duyu organlarından gelen verilerin işlenerek elde edilen sonuca göre verilecek olan tepkiyi belirler. Bu neden ile en çok gözlerde oluşan yanlış duyumlar  yanıltıcı tepkilerin oluşmasına neden olabilmektedir. Bu konu ile ilgili olarak yayınlanmış birçok bilimsel çalışma bulunmaktadır. Gözlerden kaynaklanan yanılmalar en büyük çokluğa sahiptir. Çünkü gözler beynin dış dünyaya açıldığı pencerelere benzetilmektedir. Örneğin görme kaynaklı meydana gelen yanılmalar nedeni ile bazı cisimler bizlere gerçekte olduklarından daha farklı görünebilmektedirler. Cisimleri gerçekte oldukları değil de olduklarından daha büyük yada olduklarından daha küçük görmek, düz yada eğri olan çizgileri olduklarından farklı görmek, birbirleri aynı boyda olan çizgiler farklı boydaymış gibi görmek ve benzeri daha birçok durum görme ile ilgili yanılmalardan dolayı oluşmaktadır. Kısaca “gözlerin aldanması” olarak isimlendirilen durum gözlerin yanlış görmesi ile ilgili değildir. Gözler görüntüledikleri cisimleri objektif gibi aynen beyine iletirler. Bu aşamadan sonra beyin işlenmek üzere iletilmiş görüntüyü olduğu gibi değil de kabul edilir bir şekilde işlemeyi uygun bulmaktadır. Ve sonuç olarak ortaya yanıltıcı görüntüler çıkmaktadır. Bu sonucun ortaya çıkmasının nedeni olarak, gözlerin görüntüsünü iletmiş oldukları cismin daha önceki benzer durumları sonucu elde edilmiş olan verilerin tekrar kullanılmaya çalışılması olarak açıklanmaktadır. Yani beyin verileri işlerken daha hızlı sonuç elde etmek için önceden benzer durumlardan elde edilmiş olan verileri kullanması yanılmalar olmasına neden olmaktadır. Beynin bu fonksiyonu bilgisayarlara benzer biçimde işlemektedir diyebiliriz. Bu durum bizlere beynin neden yanıldığı konusunun açıklamasını yapmaktadır. Mesela dümdüz ve önümüz boş bir yolda ilerler iken bulunduğumuz noktadan ileri doğru bakınca sanki yol çok ileride daralıyormuş gibi görürüz. Oysa gerçekte yol hep aynı genişliktedir ama biz yolun kendisini, etraftaki direkleri vs. daha küçükmüş gibi görürüz. Göz aldanmasının değişik bir şekli, güneşin ortalığı yakıp kavurduğu kum çöllerindeki seraplardır. Ancak, burada fiziksel bir olay da işe karışmıştır. Serap fotoğrafı çekilebilir ve bunun ışık kırılmasından meydana geldiği görülür. Büyüteçler ve düz aynalarda gördüğümüz görüntüler bir bakıma göz aldanması diye kabul edilebilir. Çünkü görüntüler, gerçekte görüldükleri yerde değildir. Başka bir yanılma uzunlamasına çizgili bir elbise giyen  kişiyi enlemesine çizgileri olan kıyafet giymiş bir kimseye göre daha uzun boylu ve daha zayıfmış gibi görmemizdir. Daha önce belirtildiği gibi gözler verileri oldukları gibi değiştirmeden beyine iletiler ama beyin daha önceden elde edilmiş olan verileri kıyaslama için kullanınca ortaya bu tür yanılmalar çıkmaktadır.

    • peki şu üçgen peynir deki ineğin burnundeki halkayı nasıl açıklayacaksın ki?Bi insan neden bi ineğin burnunda halka düşünsün veya öyle hayal etsin?Gerçekten mantıklı ve başarılı bi yorum bu arada tebrik ederim

      • Arkadaşa katılıyorum. Ben de bu açıklamanın aynısını başka bir sitede yapmıştım. Krem peynirin logosu olayının aslı da şu:

        Krem peynir logosundaki ineğin burnunda hızma varmış gibi algılanması , ineğin kulaklarındaki halkaların tıpkı afrikalı kadınlar gibi takılmış olmasından kaynaklanır. Onların burunlarında da halka vardır ve tenleri esmerdir. İneğin burnunun komple beyaz olması da halka/hızma var gibi algılanmasının bir diğer sebebidir.

    • Yorum çok iyi çok başarılı daha önceden izlediğim birkaç belgesel doğrultusunda da hepsini katılıyorum ancak Mandela nın ölümü 5 Ocak 2013 demişsin orası zaten öyle ama insanlar onu nasıl hapiste iken ölmüş diye hatırlıyor diğer logolardan farklı bir açıklaması olmalı bunun

    • Kardeşim dikkat konusundaki her seyi dogru aciklamisin. Bi de şöyle düşün, bi insan çok iyi inceledigi seyi yanlis hatirlama ihtimali? Ben monopolydeki mercegi hayatima bahse girebilirim kesinlikle vardı gözümün önüme getirebiliyorum. Kitkattaki tireyi gozumun onune getirebilirim hatta 3lu kitkatlarda suan aklima geldi ama 3lu kitkat hic varolmamis:D:D diger logolara bise diyemem ben de yanlislari dogru hatirliyorum ama orda yanilabilirim diyebilirim ama bu 2sine kesinlikle yanlis diyemem. Miki mause? Beyaz eldivenle tulum tarzinda bisi giyiyodu ve yandaki askiliklari elinle kaldiriyo!!! Olayi hatirliyorum yani daha ne diyebilirim? Şizofreni olmadigima gore nedir bu? Beyin elbet sembolleri tamamlar ya da ekler ama olayi olayi hatirliyorum ya olayi

  6. Ockham’ın Usturası diye bir teori vardır. Her şeyin birbirine eşit olduğu ortamda gerçeğe en yakın açıklama, en basit olandır der.

    Paralel evren ve zaman makinesi ise gerçeklikten çok uzak.

    Volkswagen logosunu bütün olarak hatırlamak çok normal, çünkü insan beyni parçaları birleştirip bütün algılamayı tercih eder. Buna da gestalt kuramı denir.

    Monopoli adamı ve Mickey Mouse da benzer şekilde beynin ilişki kurma özelliği ile ilgili. Gestalt detay yerine kıyafetteki tarzı hatırlamamızı sağlarken, ilişki kurma yeteneğimiz de aynı tarzı daha önce gördüğümüz başka karakterler ile tamamlıyor.

  7. genelde o şekilde düğmeli pantolonlarda askı olduğu için beynimiz askıya şartlanıyor. monoply deki dayıda mercek kullanan adamlarla aynı giyindiği için . bu beynimizin işleyişiyle alakalı. bi tarafınızdan komplo teorisi uyduracağınıza bi nörobilimciye danışsanız daha doğru olmazmı.

Düşünceleriniz Nedir?