Yönetilemeyen Şiddet Potansiyelimiz

1
596
Yönetilemeyen Şiddet Potansiyelimiz

Bu yazımda sizlere insanoğlunu tümüyle ilgilendiren bir konudan bahsedeceğim yönetilemeyen şiddet potansiyelimiz. Kabul edersiniz ki hepimizin içinde bir yerlerde şiddet eğilimi vardır ve kontrol altına alamadıklarımız fiili şekillerle veya fizyolojik etkilerle dışavurum sağlarlar. Bu eğilim kendi içinde bir sorundur fakat anormal bir durum değildir. Lakin bu psikolojiye büründüğümüz gibi onu kontrol altında tutmak da yüksek oranla bizim elimizdedir.

Hiçbir zaman kavgaya bulaşmamış ve tasvip etmemiş olsak bile, boksa ya da uzakdoğu filmlerine olan ilgimiz doğamızda olan bu davranış biçimini meşru şekillerle gerçekleştirdiklerindendir. Peki sıradışı olan durumlarda bu şiddet eğilimi neye dönüşebilir? Bu konuyla ilgili olan iki psikoloji deneyini inceleyelim:

Yönetilemeyen Şiddet Potansiyelimiz

Milgram deneyi’nde katılımcılara bir öğrenme deneyinin parçası oldukları söylenir. Diğer katılımcı, sandalyeye geçen katılımcıya yanlış cevapladığı her bir soru için önlüklü birinin komutuyla artan düzeyde elektrik şoku verir. Kontrol panelinin önündeki katılımcıların bilmediği ise sandalyede oturanların çalışma ekibinden olduğu ve elektrik almadığıdır. Deney sonucunda katılımcıların %97’si deneyin durdurulmasını talep etmiş fakat elektrik vermeye devam etmiş, ve bunlardan da %60’ı ölümcül olduğu belirtilen düzeylere çıkabilmiştir.

Stanford tutukevi deneyi’nde ise katılımcılara kurayla gardiyan ve mahkum rolü verilmiştir. Gardiyan olanlar tamamiyle serbest bırakılmıştır. 14 gün sürmesi planlanan deney 6 gün sonunda gardiyanların giderek artan şiddet eğilimleri sebebiyle sonlandırılmıştır.

Bu iki deney otoriteye bir nebze olsa da nasıl boyun eğdiğimizi, ve yetki aldığımızda zamanla şiddet üretebileceğimiz gerçeğini bizlere göstermiştir. Peki şiddet eğilimi doğuştan itibaren hangi yollarla şekil kazanır?

İnsan beyni iki yaşından itibaren dış etkenlere karşı duyarlı bir hal almaya başlar. Bu yaşlara hitap eden zihin gelişim oyuncakları, biraz daha üst yaşlar için ise okuma kitapları kişinin zihnini çocukluktan itibaren şekillendirmeye başlar. Tabi ki herkes bir değildir, birçok farklı değişken vardır ve aileler ile yaşanmışlıklar gelişim sürecinde büyük bir öneme sahiptir. Yine de her kişiliğin nihai şekli yetiştiği koşullarla belirlenmemektedir. Şiddet duygusu sonradan katılan etkenlerle de bireysel ve toplumsal olarak farklı şekillere bürünebilmektedir. Ünlü psikolog Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ni inceleyelim:

maslow İhtiyaçlar Hiyerarşisi

Bu tabloda temelden itibaren en üste kadar kişisel ihtiyaçlar temsil edilmiştir. Maslow’a göre kişi bir basamaktaki ihtiyaçlarını tam olarak gidermeden üst basamağa çıkamamaktadır. Bir sözünde; ‘Aç bir insan için beşinci sınıf bir çorba, birinci sınıf bir yağlı boyadan daha değerlidir.’ demiş ve en alt basamaktaki fizyolojik ihtiyaçlara dikkat çekmiştir. İhtiyaçlar Hiyerarşisi hala tartışılıyor olsa da, camianın büyük bir kısmı tarafından kabul görmüştür. Buna rağmen ikinci sırada olan Saygınlık kimi zaman diğer hepsinden üstün gelip, toplumsal şiddet eğilimine sebep olabilmektedir.

Toplumcu kültürler, kendi içlerinde bu kısmı birbirleri vasıtasıyla tatmin etmeye bakarlar. Kişinin bireysel başarısından çok topluma uyumu önemlidir. Günümüzde çeşitli yerlerde olan bazı gurbetçiler ya da etnik gruplar bir süre sonra azınlıkta kaldıklarını hissetmekte ve bu duygularını tatmin edememeye başlamaktadır. Bunun diğer sebeplerinden birkaçı da çoğunluğun onlara karşı olan tutumu ve hükümet politikaları olarak sıralanabilir. Zamanla hissettikleri yok sayılmışlık, pozisyon belirsizliği ve saygı eksikliği, usulsüz yaptırımlarla dışa vurum sağlamıştır.

Bu raddeye gelmiş zihinler dini bir inanç ve zincirleri çözülmüş duygular vasfıyla insanlık dışı davranışlarda bulunabilir. İnsanlar; neyin doğru, neyin yanlış olduğu ve ne yapmaları gerektiği konusunda kesin bir fikre sahip olmak isterler. Suçu suç yapan yol açtığı zararlardır, fakat çocuğu aç kalmış bir annenin çaldığı ekmek de suç olarak değerlendirilebilir mi? Elbet yanlış bir davranıştır fakat tartışılası bir konudur, burada bahsettiğim paragrafın ilk iki cümlesine tekabül ediyor. Ötekileştirilen topluluklar, sabit doğrular ve bilinçsiz yönlendirmelerle birlikte kendilerine öncü buldukları şahıs ya da düşünceler uğruna suç işlemeye başladılar. Çünkü nihayetinde kendilerini gösterebilecekleri bir yer vardı ve yoksunluğunu hissettikleri özsaygıları geri gelmeliydi. Onlara göre yaptıkları doğruydu, çünkü savundukları şey bunu emretmişti ve amaç gibi gözüküyordu.

Yitirdikleri maneviyat ve özsaygınlıkları, bu yollarla fiili olarak yerine konulmak istendi. Çarpışan düşünceler, faşizan söylemler ve sonuç odaklı yaklaşımlar işledikleri suça karşı körleşmelerine sebep oldu. Bu yolda işledikleri suç olsa dahi artık mutabıktı. Sonuç olarak vahşi insanlar türemiş oldu, kanlar döküldü ve bu yapıya mensup olanların doğruluk algısı trajik bir şekilde değişime uğradı. Buna sebep olan yine insanın insana yaptığıydı, yaşanılan şartlar ve değişimlerden doğan silik düşüncelerdi. Ve insanoğlu, kendi doğasında yeşerttiği bu eğilime yine aynı yol ile müdahale etmek zorunda kaldı.

Paylaşır mısınız?
Önceki İçerikZirai Don Olayından Korunma Yöntemi: Don Pervaneleri
Sonraki İçerikNazilerin icat Ettiği Silahlar
Çağatay Çerçioğlu
Merhaba. Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık son sınıf öğrencisiyim. Alman asıllı bir lojistik firmasının proje departmanında çalışmaktayım. Sitemize olan katkım yönetim bilimleri ve lojistik süreçleri ağırlıkta olmak üzere farklı renkte konular içerecek. Bol miktarda örnek görmekle birlikte teori ve pratiğin karşılaşmasına şahit olacaksınız. Aynı zamanda hayatınıza direkt ve dolaylı yoldan etki eden faktörleri görüp, bulunduğunuz yeri daha iyi anlama fırsatı bulacaksınız.

1 Yorum

  1. İnsanın özünde şiddet değil sonsuzluk arzusu vardır. Ve iyi bir arzudur. Öfke ve şiddet gibi geçici bir şeyi özünde barındıramaz. Tekrar araştırmanı ve örneklerini daha detaylı analiz etmeni rica eder iyi çalışmalar dilerim.

Düşünceleriniz Nedir?