Nükleer Enerji Gerçeği

Konu, 'Makale Bölümü' kısmında Andromeda tarafından paylaşıldı.

  1. Andromeda

    Andromeda Uzaylı... MB Kulüp

    Kayıt:
    10 Şubat 2015
    Mesajlar:
    60
    Beğeniler:
    49
    Meslek:
    Bilgisayar Mühendisi
    En İyi Cevap:
    2
    Değerlendiriler:
    +58 / 2 / -0
    Üniversite:
    ODTU
    “Galiba yok bana dar gelmeyecek bir belde, Değerim çok, alacak müşteri bilmem nerde.” “Büyüyünce hiçbir şehir beni içine almaz oldu, Değer kazanınca, beni alacak müşteri çıkmaz oldu.”

    Diğer birçok alanda olduğu gibi şairlikte de hatırı sayılan eserleri bulunan ve yukarıdaki dizelerin sahibi olan İbn-i Sina ‘yı hepimiz hekimliğiyle tanırız. Bu şiirleriyle; tıpkı onun gibi çağından ileri işlere kalkışan insanların belki de hissiyatını dile getirmiştir. İbn-i Sina ‘dan bahsetme nedenimi merak ediyorsanız, dünyanın her yerinde saygınlıkla karşılanan meslektaşlarımızın ülkemizde değerinin olmayışını başka nasıl açıklayabilirdim bilemedim.

    Biz yapamayız!”, “ Biz yapmayalım!” , “Bizimkilere bırakırsak Çernobile döner!” , vb. ithamlarla belki de siyasi atamaların kaygılarının yansımasıyla kendimizi aşağılamamız ne kadar doğrudur? Bugün bütün bir savaş uçağı ya da süpersonic bir uçak yapamadığımız halde yurdumuzun gözbebekleri olan TÜRK YILDIZLARI tüm dünyaya kendilerini kanıtlamışlardır. Uçak yapamadan uçağı en iyi şekilde uçurabilirken neden nükleer santral yapamadan işletemiyeceğimiz fikrine bu denli inandığımızı halen anlamış değilim. Biz bunları konuşurken diğer dünya ülkelerinde 443 ticari santral aktif olarak çalışıyor, başta Amerika Birleşik Devletlerinde 100 ‘ü aşkın olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerde hatta komşumuz Ermenistan’da bile aktif olarak işleyen bir teknolojiden bahsediyoruz. Ermenistanı örnek verdim çünkü Ermanistan ‘ın sahip olduğu santral şu an dünyanın en güvensiz nükleer santrali diyebileceğimiz Metzamor, Türkiye sınırına 16 km uzaklıkta Iğdır ‘a 30 km mesafededir, RBMK tipinde (Çernobil tipi) olmasının yanı sıra çalışma süresi 2026 yılına kadar uzatılmıştır.

    Çernobil‘in en belirgin güvensizliği koruyucu kabuk dediğimiz kubbe biçimindeki yapının olmayışıdır. Bu yapı dışarıdan gelecek bir uçak saldırısına karşı santrali koruyan yada içerideki bir radyasyon sızıntısına mahal vermeyecek kalitede malzemeden yapılan ve çok pahalı bir yapıdır. Nedense çevreci örgütlere gönül veren kardeşlerimiz kendilerini bu santrale zincirlemek konusunda pek bir isteksizler. Fakat son nesil teknolojilerle donatılacak Akkuya ‘ya yada Sinop ‘a zincirlemek için birbirleriyle yarışmaktalar. Bu tutarsız ve samimiyetsiz tutumlar akıllarda soru işareti bırakmakta ve gerçek çevrecileri üzmektedir. İstatistiklerle yada bilimsel kavramlarla sizleri sıkmak istemediğim için kısaca nükleer teknoloji ve santraller hakkında bilgi vermek isterim.

    Nükleer teknoloji ile ziynet eşyası olarak kullanılabilecek değerli taşlar da yapabilirsiniz, enerji de üretebilirsiniz, hastalıkları belirleyebilir ve iyileştirebilirsiniz yada diğer tüm teknolojilerde olduğu gibi insan da öldürebilirsiniz. Bugün insan ölümlerinin, sakat kalmaların hatta çok bağdaştırılan kanserin yüzde kaçı nükleer enerjiye bağlı? Tarihimizden daha da geri gidelim, 70 yıldır acaba trafik kazaları mı, kömüre ve doğalgaza dayalı termik santraller mi yada yenilenebilir enerjiye dayalı santrallerin yapımı ve işletimi sırasındaki olaylar mı, inşaat sektörü mü yahut toplu taşım araçları mı acaba hatırı sayılır ölümlere sebep olmuştur. Kıyaslanamayacak oranları yazmaya bile gerek görmedim. Bir sürü kuru senaryo ve yanlış istatistiklerle maalesef insanlarımızın beyni yıkanmakta olup bunun en bariz örneği Çernobil faciasıdır.

    Çernobil ile insanların genetiğinin bozulduğunu binlerce insanın öldüğünü ve bu yüzden sakat çocuklar dünyaya geldiğini, vs. gibi olaylarla ülkemizi bu teknolojiden uzak tuttular ve korkuttular. Ukraynalılara ve Ruslara baktığımda (bazen kendi genetiğimizin bozulmuş olduğunu düşünmekle beraber) böyle bir durumun olmadığı aşikardır. Daha büyük yalanlar ise nükleer santrallerin CO2 saldığı ve radyasyon yaydığıdır. Nükleer santralin atığı yoktur yani sizin düşündüğünüz gibi bir atığı yoktur. Külü yoktur. Kullanılmış yakıt diye tabir ettiğimiz yılda bir masa büyüklüğünde çıkan ve santrallerin içinde bekletilen %96 ‘sı yeniden kullanılabilir bir malzemeye çöp diyorsanız o başka. Atık bir gazı yoktur. O devasa bacalardan çıkan buhardır, su buharıdır. O da doğal döngü ile size yağmur olarak geri döner.

    Siz hiç yanında yeşil bir bitki örtüsü olayan nükleer santral gördünüz mü? Mümkün değildir çünkü radyasyon yaymazlar. Dünya üzerinde depreme dayanıklılığı en üst düzeyde olan yapılardan biridir. Akıl almaz önlemlerle korunur ve işletilir. Çok basit bir örnek verecek olursak santral oparatorü işletme sırasında bayılacak yada ölecek olursa ve bu esnada kontrol panalinin üzerine düşerse diye düğmelerin bir kısmı kodlu olarak tasarlanmıştır. Nükleer Santrallerin aldığı tedbirleri herhangi bir sektör kullansaydı şu an dünya nüfusu çok farklı (daha çok) olabilirdi. Peki neden nükleerden korkuyoruz?

    Bugün asansöre bindiğinizde yada uçağa bindiğinizde korkmuyorsunuz ama nükleer denilince korkuyorsunuz. Çünkü insan bilmediğinden korkar. Ayrıca yıllarca bombalarla savaşın acı yüzüyle korkutulursa insanlar ve bu yüzden ölümler olursa elbette bu kadar korku ve çekince olur. Bomba ayrı birşey santral ayrı birşeydir. Nükleer santraller nükleer bomba gibi patlamazlar. İnsanı yaşatmak öldürmekten daha zordur. Daha doğrusu birşeyi yıkmak yapmaktan çok daha kolaydır. Siz şayet insanların öldürülmemesini istiyorsanız nükleere hayır demek yerine savaşa hayır demelisiniz. Gönülleri iman ve sevgi ile doldurmalısınız. Malesef ne imanı tam öğreniyoruz ne de ilmi. Aşağıdaki şiir az önceki anlatımıma güzel bir örnek aslında...

    “Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye ‘yi desen, İki kazma kürek, iki de ırgat gerek,
    Ancak hadi gel yapalım geri şunu desen, Bir Sinan gerek bir de Süleyman.”

    Yinede Nükleer Santrallerin çalışma prensibinden biraz bahsedelim isterim. Kısaca santralin çalışma prensibini özetlersek; Nükleer güç reaktörü yada santrali dediğimiz halk arasında daha çok nükleer santral olarak anılan yapı, fisyon sonucu oluşan enerjinin kontrollü bir biçimde elektrik ‘e dönüştürüldüğü yerdir. Çeşitli tipleri bulunmasıyla beraber yaygın olarak reaksyon sonucu oluşan ısıl enerji ile suyun buhara dönüştürülmesi, oluşan buharın generator ‘e bağlı olan bir türibini çevirmesiyle ve tüm döngü sırasında ısınan suyun yine su ile soğutulmasıyla elektrik üretir. Daha kolay anlaşılması için evinizdeki ocakta tencerede bir su düşünün, alttan yaktığınız ateş ile suyun buhara döndüğünü göreceksiniz ve buharı bir boruya hapsedip önüne de kabaca su değirmenine benzer bir şey koyup bu değirmeni de bir generator ‘e bağlarsanız ve bunu kapalı çevrim ile sürekli hale getirebilirseniz elektrik üretebilirsiniz.

    Doğalgaz santralleri doğalgaz yakarken kömür santralleri linyit yakarak bu amaca ulaşmakta, Nükleer Santraller ise radyoaktif elementlerin çekirdek reaksyonları sonucu oluşan ısıl enerji ile bu amacına ulaşmaktadır. Fakat ülkenizin doğal kaynakları yetersiz ise elektriği nereden üretebilirsiniz. Termik santrallerin en temizi olarak düşündüğünüz doğalgazı tercih ettiniz ve dış ülkelerden ithal etmeye başladınız hiç hesapladınız mı kaç yıllık yakıt masrafıyla bir akkuyu yapılabilir?

    Çok can alıcı bir oran verecek olursak sadece 1,05 gram uranyumun tüm atomları bölünürse 1 MWh enerji üretir. Aynı enerjiyi kömüre yada doğalgaza dayalı santrallerde üretmeniz için tonla yakıt yakmanız ve çevreye bir o kadar kül bırakmanız gerekir. Yenilenebilir enerji diyorsunuz, güneş yüz çevirdi ve yağmur yağmadı yada rüzgar esmediğinde elektriksiz kalmayı göze alıyor musunuz? Hayır. Eğer alıyor olsaydınız zaten şuan bunları konuşmuyor olurduk.

    Nükleer santraller 12 ay yada 18 ay boyunca hiç durmadan çalışabilirler ve stabil olarak kurulu güçlerine yakın bir elektrik üretirler. Oysa maalesef yenilenebilir enerji bu şekilde üretemez. Çünkü verimliliği ve kullanılırlığı düşüktür. Farzedelim bir NGS ‘nin (nükleer güç santrali) 2,5 MW kurulu gücü olsaydı neredeyse kurulu gücü kadarını yani 1 yılda 8760 saat elektrik ürebilirdi. Oysa Yenilenebilir enerjiye dayalı bir santral yılda maksimum 4000 saat çalışabilecek ve malesef rüzgarın sürekli aynı güçte esmemesi, suyun aynı debide akmaması ve güneşim aynı enerjiyi vermemesi nedeni ile 3’ te biri yada 4 ‘de biri kadar elektrik üretebilecek ve bu elektrik de istenildiği saatte olmayacaktı.

    Kısacası siz bu elektiriği kaliteli olarak kullanamayacaktınız. Ayrıca şebekeleri de yoracaktınız ve stabiliteyi bozacaktınız. O yüzden ülkeler yaptıkları yenilenebilir enerjiye yakın bir oranda ikame stabil elektrik üretebilen santrallerle elektrik şebekesini destekler ve yedekler. Şunu söylemeleyim ki ben bir nükleer enerji hayranı değilim sadece makul ölçüde kafamı kullanarak bir ülke için en verimli üretim şeklini arıyorum ve bence Ülkemizin elektrik ihtiyacının bir kısmı kömürden, bir kısım yenilenebilir enerjiden, bir kısım da NGS ‘den üretilerek enerjinin çeşitliliği sağlanmalıdır. Bunun nasıl olması gerektiğinin detaylarını ise gerekirse ülkenin en üst kademelerine hiçbir karşılık beklemeden sunabilecek kadar bilgili ve bunun denetimini de dünyanın ileri gelen bilim adamlarına ve kurullarına denetletecek kadar da özgüven içindeyim ve eminim birçok meslektaşım da aynı bilgilerle hazır olarak beklemektedirler.

    “Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, atinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır.” Gerçek bir Türk Milliyetçisi olarak üstteki sözleri unutmamızdan ötürü derin üzüntü içindeyim. Fakat merak etmeyiniz, Türk mühendisleri ve bilimadamları emin olun fırsat verildiğinde birçok zorluğu aşacak fıtri zekaya, ilme bağlılığa ve yorulmaz çalışkanlığa sahiptir.

    Mehmet Kutalmış KARACAN
    Nükleer Enerji Mühendisi

    nükleer enerji.jpg
     
    • Beğen Beğen x 2
    • Bilgilendirici Bilgilendirici x 1