Atomun Tarihçesi

Konu, 'Kütüphane' kısmında Oğuzhan Mallı tarafından paylaşıldı.

Etiketler:
  1. Oğuzhan Mallı

    Oğuzhan Mallı Yetkili Kişi Genel Yönetici

    Kayıt:
    6 Şubat 2015
    Mesajlar:
    525
    Beğeniler:
    414
    Meslek:
    Nükleer ve Atom Mühendisi
    En İyi Cevap:
    11
    Değerlendiriler:
    +519 / 5 / -1
    Üniversite:
    MEPhI, KTÜ
    1789: Uranyum, Alman bir kimyager olan Martin H. Klaproth tarafından keşfedildi. Bu yeni element 1781’de keşfedilen Uranus gezegeninden esinlenerek “uranyum” adı ile isimlendirdi ancak aslında keşfettiği madde uranyumun bir oksit bileşiği idi. Uranyumun saf metal olarak elde edilmesi bundan 52 yıl sonra (1841’de) Fransız kimyacı E. M. Peligot tarafından gerçekleştirildi. O dönemde uranyum yalnızca cam ve seramiği renklendirmek amaçlı kullanıldı.


    1895: Wilhelm Rontgen tarafından, vakumlu bir cam tüpün içerisinden elektrik akımı geçirerek x-ışınları üretmesi sonucunda iyonize edici radyasyon keşfedildi.

    Wilhelm-röntgen.jpg
    1896: Fransız fizikçi Henry Becquerel, uranyum radyum karışımı bir maddenin fotoğraf plakasında kararmaya sebep olduğunu gördü. Bu kararmanın sebebini uranyum radyum karışımının beta ve alfa parçacıkları yaymasına bağladı.
    Pierre Curie ve Polonya asıllı Marie Curie, uranyum radyum karışımının fotoğraf plakasında kararma meydana getirmesi olayına “radyoaktivite” adını verdi. Bu ikili daha sonra radyum ve uranyumu birbirinde ayırdı ve radyum medikal alanda tedavide kullanıldı.
    Radyoaktivitenin keşfeden bu üç bilim insanı, 1903 yılında Nobel fizik ödülünü paylaştı.
    1898: Samuel Prescott, radyasyonun besinlerdeki bakterileri öldürdüğünü gösterdi.

    henry-pier-marie.jpg
    1896: Fransız fizikçi Henry Becquerel, uranyum radyum karışımı bir maddenin fotoğraf plakasında kararmaya sebep olduğunu gördü. Bu kararmanın sebebini uranyum radyum karışımının beta ve alfa parçacıkları yaymasına bağladı.
    Pierre Curie ve Polonya asıllı Marie Curie, uranyum radyum karışımının fotoğraf plakasında kararma meydana getirmesi olayına “radyoaktivite” adını verdi. Bu ikili daha sonra radyum ve uranyumu birbirinde ayırdı ve radyum medikal alanda tedavide kullanıldı.
    Radyoaktivitenin keşfeden bu üç bilim insanı, 1903 yılında Nobel fizik ödülünü paylaştı.
    1898: Samuel Prescott, radyasyonun besinlerdeki bakterileri öldürdüğünü gösterdi.
    Ernest_Rutherford_1905.jpg

    1902: Yeni Zelanda doğumlu İngiliz nükleer fizikçi Ernest Rutherford, çekirdeklerin radyoaktivite sonucunda alfa ve beta yayması ile yeni bir element oluştuğunu gösterdi. Rutherford, 1908 Nobel kimya ödülünü kazandı.
    1911: Frederick Soddy, doğal radyoaktif elementlerin birden fazla izotopu olduğunu keşfetti.
    1919: Rutherford, nitrojen içeren vakum ortama radyum kaynağından çıkan alfa parçacıkları gönderilmesi sonucunda nitrojen atomların yeniden oluştuğunu ayrıca ortamda oksijen açığa çıktığını gözlemledi ve atom çekirdeğinde yüksüz bir parçacığın bulunması gerektiğini ileri sürdü.
    James_Chadwick.jpg
    1919: İngiliz fizikçi James Chadwick, Rutherford’un bulduğu yüksüz parçacığı yani nötronu keşfetti. Bu keşif ona 1935 yılında Nobel ödülünü getirdi.

    1934: İtalyan fizikçi Enrico Fermi ve ekibi, uranyumu nötron bombardımanına tutarak, atom numarası 93 ve 94 olan (uranyumdan ağır) elementleri ürettiğini öne sürdü ve onları “ausonium” ve “hesperium” diye isimlendirdi. En son (1789) keşfedilen element atom numarası 92 olan “uranyum”du; ondan ötesi yoktu. Fermi’nin keşfettiğini ileri sürdüğü elementler (şimdiki adlarıyla, “neptünyum” ve “plütonyum”) saf değildi, hafif elementleri de içeren karışımlardı. Uranyumdan yola çıkarak elde edilen bir karışımda hafif elementlerin varlığını izah etmek ise olanaksızdı; çünkü atom, “bölünmeyen” demekti, bölünebileceği (yani “fisyon”) kimin aklına gelirdi! Fermi, nötronlarla gerçekleştirilen nükleer reaksiyonlar üzerine yaptığı çalışma ile 1938 yılında 37 yaşındayken Nobel fizik ödülü kazandı.

    1938:
    Alman kimyacı Otto Hahn ve asistanı Fritz Strassman, Berlin’de yürüttükleri deneyler sırasında, uranyumu nötron bombardımanına tutunca uranyumun neredeyse yarı ağırlığındaki baryum gibi daha hafif elementlerin açığa çıktığını keşfederek nükleer fisyonun gerçekleştiğini gösterdiler.

    1939: Hahn ekibinden Lise Meitner ve Niels Bohr’un altında çalışan yeğeni Otto Frisch, uranyum çekirdeğinin nötron yutarak bölünmesi olayını açıklayan ve hesaplamalarında bu reaksiyon sonucunda 200 mega elektron volt mertebesinde bir enerjinin açığa çıkmasının bir kimyasal reaksiyondakine kıyasla çok daha fazla olduğunu ortaya koyan bir makale yayınladılar. Atomun parçalanmasını biyolojideki hücre bölünmesine (o yıllarda buna “fisyon” deniyordu) benzeterek, “nükleer fisyon” adını verdiler. (Frisch daha sonra 200 MeV yi deneysel olarak da ispatladı) Bu deney sonucunda Albert Einstein’in 1905 yılında enerji ve kütle arasındaki ilişkiyi açıklamak üzere yayımladığı makalenin gerçek hayatta ilk defa doğrulanmış oldu.
    1939, Otto Hahn ve Fritz Strasmann, Uranyumun bir nötron yutarak fisyona uğramasının yalnızca büyük miktarda enerji açığa çıkarmakla kalmayıp 2 veya 3 nötronun da ortaya çıkmasına yol açtığını ve bunun bir zincir reaksiyonunu mümkün kılarak çok daha büyük miktarlarda enerji açığa çıkarılabileceğini teorik olarak gösterdi. Bu teori daha sonra Fransa’da Joliot ve arkdaşları tarafından, Amerika’da Fermi ile çalışan Macar Leo Szilard tarafından deneysel olarak kanıtlandı.

    1939: Danimarkalı fizikçi Niels Bohr, fisyonun Uranyum 238’den çok uranyum 235’den kaynaklandığını, fisyon olma olasılığının yavaş nötronlar ile hızlı nötronlara göre daha yüksek olduğu iddiasını ortaya attı. Szilard ve Fermi bir moderatör kullanarak Bohr un bu iddiasının doğruluğunu kanıtladı. Aynı yıl Bohr ve Wheeler, 2 Dünya savaşından 2 gün önce bunu yayımladılar.
    1939: yılsonuna doğru: ABD, Kanada ve İngiltere’nin ortak olarak yürüteceği Manhattan Projesi başladı
    1940: ABD’li nükleer kimyacı Glen T. Seaborg ve ekibi, Berkeley- Kaliforniya’da, atom numarası 94 olan elementi, yani “plütonyum”u saf olarak elde etti ve 1941 Şubat’ında kimyasal olarak keşfetti.
    1942: Chicago Üniversitesinin Amerikan futbolu sahasının altındaki bir alanda Fermi ve ekibi ilk nükleer fisyon zincir reaksiyonunu gerçekleştirdi. Söz konusu aygıt “Chicago Pile-1” (CP-1) diye bilinir.
    1945:Manhattan projesinin ürünü olan ilk atom bombası test amaçlı olarak Trinity’de (New Mexico) patlatıldı. Chadwick de bu denemeyi izleyenler arasındaydı. Onun 13 yıl önce keşfettiği parçacığın (nötron), 7 yıl önce keşfedilen bir nükleer reaksiyon (fisyon) yoluyla, 4 yıl önce keşfedilen bir elementin bir izotopunu (plütonyum- 239) parçalaması sonucunda devasa bir enerjinin kontrolsüz olarak açığa çıkması sağlanmıştı.
    1945, 6 Ağustos: ABD, Hiroşima’ya atom bombası attı. Bu uranyum bombası idi. Truman Japonya’yı teslim olması için uyardı. Japonya teslimiyet koşullarını belirlemeye çalışırken, Sovyetler Birliği de Japonya’ya savaş açtı. Japonya ABD’nin uyarısına karşı sessiz kaldı.

    1945, 9 Ağustos: ABD, Nagasaki’ye atom (plütonyum) bombası attı. Savaş Pasifik’te de bitti. [Bu 2 atom bombasının, kısa dönemde (ilk birkaç ay) 100 000 kişinin, sonraki yıllar da eklenince toplam yaklaşık 200 000 kişinin ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor.]

    1951: Idaho-ABD’de EBR-1 isimli reaktörde üretilen İLK nükleer elektrik ile her biri 200 watt’lık 4 ampul ışık verdi.
    öğrenciler-obninsk.jpg
    1954: İlk sivil reaktör; Obninsk-Moskova. 5 MW-elektrik gücündeki bu reaktör, nük- leer reaktörlerin atası olarak bilinir.
    1955: İlk nükleer denizaltı, USS Nautilus. 1956: İlk ticari nükleer güç santrali; Sellafield-İngiltere (50 MW-elektrik gücünde).
    1960: İlk özel-sektör nükleer güç santrali; Dresden, Illinois (210 MW-elektrik gücünde).
    Atomun tarihçesi

    Kaynak:
    Prof. Dr. H. Okan ZABUNOĞLU- Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölümü (ODTÜ Bülteni)
    world-nuclear.org/info/Current-and-Future-Generation/Outline-History-of-Nuclear-Energy
     
    • Bilgilendirici Bilgilendirici x 1