Bir zamanlar (1960-1980 arası) ne terabyte’larca hafızaya sahip bilgisayarlar, ne 60GB’lık oyunlar vardı sevgili okur. Hatta bırakın terabyte’ı, gigabyte’ı; bilgisayarlarda herhangi bir depolama birimi bile yoktu. O zamanlar bir sürücü vardı ve donanımından yazılımına herkes ona “A:” derdi. Bu “A:”, bir disket sürücüydü ve bilgisayarların bir disket ile boot edilmesini sağlardı. Sonrasında da çalıştırılmak istenen programın disketi takılır; bu programın işi bittiğinde de boot işlemi için ilk disket yeniden yuvaya sürülürdü. Zengin bilgisayar sahipleri, parayı bastırıp yeni bir disket sürücü alabilir; ona da “B:” ismini verirlerdi; böylelikle boot etme süreci için ikide bir disket takıp çıkarmaya gerek kalmazdı.

Neyse efendim, gel zaman git zaman, teknoloji ilerledikçe ucuzladı ve daha çok insan ikinci diskete para verebilir hâle geldi. Hikâyemizin başındaki zenginler de HDD’ye terfi etmeye başlayan ilk insanlar olarak tarihe geçtiler . Yine de bu iki disket sürücünün yeri, donanım ve yazılım için her zaman farklı oldu. Kaç yıllık arkadaştılar, bu saatten sonra birbirleriyle olan bağlarını değiştiremezlerdi. Hem, iki harfin lâfı mı olurdu? O nedenle HDD’ler ucuzladıktan ve senin benim gibi fakir kullanıcılar da ufak ufak hard diske geçtikten sonra, bu yeni depolama birimi ilk günden kenara çekildi ve “HDD, sen daha buralarda yenisin. O nedenle ilk iki disket sürücünün ardından sana “C:”yi uygun gördük. “A:” ve “B:”, disket sürücülerinindir.” dediler. O da çaresiz, kabul etti bu durumu. Ancak aklının bir köşesinde, bu iki kafadar disket sürücüye karşı hep bir nefret besledi; onlardan çok daha güçlüydü bir kere! Nasıl olurdu da ilk iki harfi onlar alırdı, kendisine üçüncü harf ve sonrası kalırdı? Kendi kendine yemin etti: Bir gün bu alemin kralı olacaktı. O nedenle şimdi sivrilik yapmamak en iyisiydi. Hem sistemin açılması için hâlâ disket gerekiyordu. Köprüyü geçene kadar diskete “dayı” demek zorundaydı.

Sonra gün geldi, devran döndü… Bir zamanlar ona karşı takındığı tavırdan ötürü uyuz olduğu anakart ile uzun süredir gizli bir şekilde konuşan HDD, “Boot olayını sen eline al, şu disketi atalım artık aramızdan. Hem çok yaşlandı.” diyerek anakartın aklına girdi (hard diskin, anakarta başka ne vaatlerde bulunduğu hâlâ bilinmez). Bu durum kısa sürede etkisini gösterdi. Anakart, aradan geçen süreçte sistemin başlaması için gerekli adımları kendi atabilmeye başladı. Ancak olaydan bir şekilde haberdar olan yazılımlar, bu saygısızlığı cezalandırmak adına HDD’yi “C:”ye mahkum ettiler. Anakart ise, sistemin temel parçası olmasının verdiği güçle bu durumdan kazasız belasız sıyrılmayı bildi.

HDD bugün bile kendi başına “C:”harfinden geri gelemez ya, işte sebebi budur. Bunu yapmak için bir insana ihtiyaç duymakta, bu da onun canını çok sıkmaktadır. Bir taraftan da yaşlılık ve koltuğunu ufaktan SSD’ye kaptırıyor olmanın korkusu vardır. Yıllardır gıkını çıkarmadan (zaten “gık” da dahil olmak üzere herhangi bir ses çıkarıyorsa geçmiş olsun, hard diskiniz “kafayı” bozmuş demektir.) hizmet verdiği bilgisayar kullanıcıları; özellikle de doymak bilmeyen oyuncular, SSD’yi görünce ona art arda sırt çevirmekte; bu da HDD’nin moralini günden güne daha çok bozmaktadır… “Bir de “bulut” denen o saçmalık var tabi.” diye düşünür arada.

Her geçen gün teknoloji camiasına ve nankör insanlara daha çok küsen; bir yandan da disket sürücüye yaptıklarından ötürü vicdan azabı duyan HDD, karlı bir kış gecesi gözünde yaşlarla masasının başında şu satırları yazar…:

Disket sürücüyü indirdim de geldim
Yıllardır hizmetin en âlâsını verdim
Nasıl oldu bu iş ben hiç çözemedim
Teknoloji bitirdi; yıktı beni
Bu insanlar kedere saldı beni”

2 YORUMLAR

Düşünceleriniz Nedir?

Please enter your comment!
Please enter your name here