Libet Deneyi ve Özgür İrade Yanılgısı

1418
libet

Tarih çizgisi üzerinde, insanlığın son bir kaç bin yıldaki akıl almaz gelişimine ışık tutmuş keskin dönüm noktaları vardır. Bu anlar, geçmişte yaşamış bazı insanların iradeleriyle alınmış kararların mucizelerini barındırırlar ve onların yaşanmışlıkları tartışmasız insan türünün efsanevi geçmişini belirler.

Macera belki de, M.Ö 3200’lerde Sümerlerin yazıyı icadıyla başladı diyebiliriz. Bahsettiğimiz dönüm noktalarına bazı örnekler vermekte fayda var sanırım: Örneğin, Roma’nın milattan önce 753 de kurulması ile birlikte gelen politik, sosyolojik ve kültürel gelişim, tüm Avrupa’yı ve dolayısıyla dünyayı sarmış ve insanlığın kaderini ciddi manada etkilemiştir.

Tek tanrılı dinlerin misyon ve görüş sahibi peygamberleri, kararlılık ve inançlarıyla sırasıyla Museviliği, Hristiyanlığı ve nihayet Müslümanlığı yeryüzünde kalıcı inanç sistemleri haline getirmeyi başarmışlardır.

Yine, insanlığın önemli atılımlarından birisi de Colomb’un denizler ötesi yolculuğu ve Amerika kıtasını keşfidir (1492). Yaklaşık 300 yıl sonrasında 1789’da gerçekleşen Fransız Devrimi de yolumuz üzerindeki o önemli dönüm noktalarından birisidir.

Siyasi ve sosyolojik değişimleri 19. ve 20. Yüzyıllarda bilimsel atılımlar takip etmiştir. Ve işte bunlardan bazıları:

  • Graham Bell telefonla sesli haberleşmeyi keşfetti: 1876
  • Thomas Edison elektrik denilen mucizeyi ilk kez kullanmaya başladı: 1879
  • Orville Wright’ın pilotluğunu yaptığı Flyer adındaki ilk uçak 1903’te ilk defa UÇTU.
  • Albert Einstein Özel Görelilik Kuramını ortaya attı: 1915.
  • Fleming 1928’de penisilini buldu.
  • Dr. Jonas Salk, çocuk felci aşısını geliştirdi: 1952
  • Ve 3 insan 1969 da dünya dışında bir oluşuma, Ay’a ayak bastı: 1969

Sonrasında pek çok siyasi, hukuki, kültürel, bilimsel ve teknolojik atılım ve bunlara bağlı olan destekçi inovasyon örnekleri yaşandı. Yaşananların hemen hepsi, farklı ve özgür düşünen, kendi iradelerini kendince hükümran kılan özel insanlar sayesinde gerçekleşti.
Yaşanan ihtişamlı sonuçların özündeki en temel olgu ise tek ve tartışılmazdı: Kararlılık. Kararlılık hali her ne kadar zihinlerimizde bu değerin, kişiye özel bir durum, ya da bir meziyetmiş gibi belirmesine sebep oluyorsa da, aslında bu eylem temelinde ‘karar vermek’ fiilini de barındıran zihni bir düzen de gerektirmektedir. Daha doğrusu, ‘karar verme’ eylemi, en temelinde beyindeki elektriksel bir faaliyetin başlaması ile mümkün olabilmektedir.

Ancak, insan beyninin elektriksel faaliyetlerinin ilkel bir düzeyde de olsa ilk kez ölçümlenebilmeye başlandığı 1970’li yıllardan günümüze dek yapılan tüm bilimsel deneyler, bugüne kadar emin olduğumuz özgür irade olgusunun varlığına gölge düşürmekte. Hatta bazı bilim insanları verdiğimiz kararların bizim isteğimiz dışında farklı ve bilinmeyen bir etkileşimin devreye girmesiyle, aslında daha öncesinde belirlenmiş olduğundan emin görünüyorlar.

Libet Deneyi nedir

Şimdi biraz daha ayrıntılı bir açıklamaya ihtiyaç var sanırım: Burada, nörofizyolog Benjamin Libet’in kendi adıyla ün yapmış bir deneyinden söz etmeliyiz. 1983’de yapılan bu deneyde, deneklerden basitçe, parmağını kendi istediği anda oynatması istenmiştir. Bu esnada deneğin eline EMG isimli bir cihaz da bağlanmıştır. EMG, o zamanki tekniğe göre yapılmış, kas hareketlerini elektriksel düzeyde ölçebilen bir cihazdır ve 1 saniyenin binde birini ölçebilecek kapasitededir.

Deneğin parmağını oynatma eylemi, başlıca iki aşamadan oluşmaktadır. 1- Parmağını oynatmaya karar vermek, 2- Parmağını oynatmak. Birinci kısım yani karar verme anını belirlemek için de saat kadranına benzer başka bir cihaz kullanılmıştır. Bu cihazın içindeki siyah benek kadran etrafında belirli bir hızla dönmektedir.

Denekten, parmağını oynatmaya karar verdiği anda beneğin kadrandaki pozisyonunu söylemesi istenir. Bu şekilde, deneğin parmağını oynatmaya karar verdiği ve sonrasında da parmağını oynattığı iki farklı an tespit edilmiş olacaktır. Ölçümlerden birisini EMG cihazı diğerini ise kadran düzeneği gerçekleştirmiş olacaktır.

Libet Deneyi

Bu esnada deneğin başında EEG aleti bulunmaktadır ve deneğin aldığı karar anının tespit edilmesini sağlayacaktır. Böylelikle, deney esnasındaki tüm süreç bir arada takip edilebilecektir.

Deney gerçekleştirildi ve veriler kaydedildi. Deneğin parmağını kaldırmaya karar verdiği an ile parmağını kaldırdığı an arasında 200 milisaniyelik bir süre ölçülmüştü. Bu beklenen bir sonuçtu. Ancak bundan sonrası çok şaşırtıcı idi. Çünkü, deneğin parmağını kaldırmaya karar verdiği andan yaklaşık 350 milisaniye öncesinde elektriksel bir hareket tespit edilmişti. Başka bir deyişle, deneğin parmağını kaldıracağına, kendisi karar vermeden 350 milisaniye önce bilinmeyen bir mekanizma tarafından karar verilmişti bile.

Deney defalarca tekrarlanmış olmasına rağmen sonuç değişmemiştir. 1983 yılından günümüze değin, deneysel cihazlardaki teknolojik değişim ve gelişime karşın muhtelif zamanlarda yapılan emsal deneylerde de sonuçlar aynı olmuştur.

Bu sonuçlar, bilim dünyasında büyük şaşkınlık uyandırmış ve zaman içinde deneyin bilim ve felsefe dünyasında farklı şekillerde yorumlanmasına yol açmıştır. Deneyden alınan sonuçlar, bir düşünsel klasiğin tahtını adeta yerinden etmiştir. Öyleyse, yaşadıklarımız, aldığımız kararlar, önceden yazılmış bir kurgudan mı ibarettir? İrade, mücadele ve doğru karar verme gibi değerler bizim öğrendiğimiz kadar mutlak ve övünülesi davranış biçimleri değil midir?
Öte yandan, insanın gerçekte özgür istençle karar vermediği, kararlarımızın arkasında bizim adımıza bizden önce karar veren bilinmeyen bir gücün olabileceği düşüncesi felsefe dünyasını da heyecanlandırmıştır. Hatta bazıları, deney sonuçlarının din ve felsefedeki kader olgusunu işaret ettiği görüşünde birleşmişlerdir.

Daha da ilginç olanı ise, irademizin kendi kontrolümüzde olmadığı düşüncesinin, etik davranış kalıplarının bozulmasına neden olabileceği endişelerinin sosyolojik platformda eskiye göre çok daha yaygınlaşmış olmasıdır. Şöyle ki: Yapılan bazı sosyal psikoloji deneyleri İnsanın, kontrolün kendisinde olmadığı fikrini benimsediği hallerde, yaradılışı gereği suç işlemeye daha meyiili bir hale gelebildiğini ortaya çıkarmıştır. Bu, deneyin sonuçlarının kötü bir ironisidir.

Unutmamalı ki Libet deneyinin verdiği net sonuçlara rağmen, bu konuda kesin bir çıkarsama yapmak için henüz çok erken. Ancak, en çok güvendiğimiz tecrübelerimizin bile yanılsama içerebileceği ihtimalini zihinlerimizden hiç çıkarmamalıyız. Zaten bilimin ve tüm bilimsel araştırmaların özündeki ruh da bu değil midir?

Yazımızı Beğendiniz mi?
Cenk Demirarslan

1967 İstanbul doğumlu. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden 1988 yılında mezun oldu. Bilim, hayatında çok önemli bir yer tutuyor. Son dönemlerde ise felsefeyle ilgilenmekte. Spor, geziler, bilimsel araştırma, sinema, sahne sanatları(izleyici), doğa ve müzik başlıca ilgilendiği etkinlikler. İnsanın ancak ruhsal ve zihinsel anlamda geliştiği sürece yaşamaya devam edebileceğine inanıyor ve sıkı bir humanist.

Düşünceleriniz Nedir?

Lütfen yorumunuzu buraya yazınız.
Lütfen isminizi buraya yazını.