Çanakkale Destanı

465
çanakkale

Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk’ün sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. I.Dünya savaşı’ndan kısa bir süre önce, 1911-1912 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya’ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan Hezimeti ise, Rumeli’deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüştür. Bulgar Ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır Türk olan Rumeli’nin kaybı, İstanbul ve boğazların güvenliğinin tehlikeye girmesi, o zamanın devlet adamlarında siyasi yalnızlığımızın tabii bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.

Dolayısıyla I. Dünya Savaşı’na rastlayan günlerde Osmanlı devleti yalnızlıktan ve emniyetsizlikten kurtulmak fakat, Balkan savaşının kötü hatıralarının tesiri altında kalan her iki blokta Türk ittifakını küçümsemişler ve bu ittifakın kendileri için bir yük olmasından endişe etmişlerdi. Ancak, Alman İmparatoru, her iki blok arasındaki savaşta, Osmanlı devletinin hiç değilse bir kısım düşman kuvvetini meşgul edebileceği gerekçesiyle müdahale etmiştir.

çanakkale savaşı

Bu suretle Osmanlı devleti, kaderini alelacele, 2 Ağustos 1914’te “Üçlü ittifak’a bağlamıştır. İşte Çanakkale Zaferini yaratan kuvvet. 1914 yazında küçümsenen değeri hakkında yanlış teşhis konan bu TÜRK ORDUSU’dur. Avrupa’da savaş bütün şiddetiyle sürerken, hareket harbinin yerini siper harbi almıştır. Bu cephede yarma yapmak ve kesin sonuç almak son derece zorlanmıştır. Halbuki “üçlü itilaf”ın askere gücü günden güne artmaktadır.

Bu güç, hareket savaşına müsait başka savaş alanlarında kullanılmalıdır.

İngiltere Başkanı Lloyd GEORGE ve Bahriye Nazırı CHARCHILL bu görüşü benimsemişlerdir. Çanakkale Savaşları, işte bu görüşü benimseyenlerin esiridir.

Hareket sahası olarak Gelibolu Yarımadası’nın seçilmesi, bu bölgenin jeopolitik bakımdan çok büyük öneme sahip olmasındandır. Boğazlar, Güney Rusya ve bütün karadeniz kıyılarının açık denizlere olan tek çıkış noktasıdır. Harp halinde bu geçidin kapanması, Rusya içih hayati önem taşımaktadır. Zira, Rusya’nın insan ve hammadde kaynakları zengin, fakat sanayi ve mali imkanları sınırlıdır. Bunun için uzun ve sürekli bir savaşın gerektirdiği silah, cephane ve malzeme ikmalini temin edemeyecek durumdadır.

çanakkale zaferi

Bu durumda boğazlar doğu cephesinin en müsait ve hayati menzul hattını teşkil etmektedir. Bu geçidin açılmasıyla Rusya’yı takviye edecek, batı cephesinin yükünü hafifletecek, dolayısıyla savaşı kısaltacaktır. Osmanlı devletinin savaş dışı edilmesiyle, muhtemelen Balkan devletleri ve İtalya “itilaf” devletleri yanında savaşa katılacaklardı.

O zaman İngiliz Bahriye Nazırı olan CHURCHILL’in ısrarla üzerinde durduğu bu fikirlere önceleri pek itibar edilmemiştir. Ancak 1914 Aralık ayında başlayan Türk Sarıkamış harekatı üzerine telaşlanan; çok zor durumda kalan hiç değilse bir kısım Türk kuvvetlerinin başka Cephelere çekilmesini isteyen Rusya’nın yükünü azaltmak için, Çanakkale seferine karar verilmiş, fakat kesin neticeyi batı cephesinde arayanları darıltmamak amacıyla önce sadece donanmayla ve zorla Çanakkale Boğazı geçilmeye çalışılmıştır.

Çanakkale savaşı, 18 Mart 1915 – 9 Ocak 1916 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. 18 Mart 1915 de başlayan ilk saldırı 9 ocak 1916 tarihinde karşı donanmanın ülkeyi tamamen terk etmesi ile son bulmuştur.

Birleşik Krallık ve Fransa gemilerinden oluşan bir donanma Boğaz’a geniş çaplı ilk saldırıları 1915 Şubat ayında başlatıldı. En güçlü saldırı ise 18 Mart 1915 günü uygulamaya konuldu. Ancak Birleşik Donanma ağır kayıplara uğradı ve deniz harekatından vazgeçilmek zorunda kalındı.

Deniz harekatıyla İstanbul’a ulaşılamayacağı anlaşılınca bir kara harekatıyla Çanakkale Boğazı’ndaki Osmanlı sahil topçu bataryalarını ele geçirmek planı gündeme getirilmiştir. Bu plan çerçevesinde hazırlanan İngiliz ve Fransız kuvvetleri 25 Nisan 1915 şafağında Gelibolu Yarımadası’nın güneyinde beş noktada karaya çıkarılmıştır. İngiliz ve Fransız çıkarma kuvvetleri her ne kadar Seddülbahir ve Arıburnu sahillerinde köprübaşları oluşturmayı başardılarsa da Osmanlı kuvvetlerinin inatçı savunmaları ve zaman zaman giriştikleri karşı taarruzlar sonucunda Gelibolu Yarımadası’nı işgalde başarılı olamadılar.

Bunun üzerine sahildeki kuvvetler takviye edilmek için Arıburnu’nun kuzeyinde Suvla Koyu’na 6 Ağustos 1915 tarihinde yeni kuvvetlerle bir üçüncü çıkarma yapılmıştır. Ancak 9 Ağustos’ta Kurmay Albay Mustafa Kemal’in Birinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen karşı taarruzunda İngiliz Komutanlığı ihtiyat tümenini ateş hattına sürerek sahilde tutunmayı ancak başarabilmiştir. Mustafa Kemal ertesi gün Kocaçimentepe – Conk Bayırı hattında yeni bir karşı taarruz gerçekleştirmişti, bu hattaki Anzak birliklerini de geri atmıştır. İngiliz ve Anzak kuvvetlerinin İkinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen genel taarruzları ise Osmanlı savunmasını aşamamıştır. Tüm bu gelişmelerin sonrasında İngiliz, Anzak ve Fransız kuvvetleri Gelibolu Yarımadasını 1915 yılı Aralık ayı içinde tahliye etmiştir.

Çanakkale Geçilmez, Birinci Dünya savaşında yedi düveli karşısında bulan Türklerin yaptığı dillere destan Çanakkale savunması ardından söylenmiş sözdür. Düşmanları bu sözü dile getiremeseler de kafalarına o gün dank ettiği gibi bugün de hala o acı mağlubiyeti hatırlamaktadırlar.

Çanakkale Geçilmez, Bir yandan vatanını canı pahasına koruyan, düşmanı Boğazlar’dan geçirmemek için tüm şeyini ortaya koyan Mehmetçiğin acı dolu hikayesini anlatırken; Çanakkale’nin geçilemeyeceğini anlayan Avrupa’nın sözde koca devletlerinin donanmaları, arkalarına dahi bakmadan geri dönmek zorunda kalmışlardır. Çoğu haçlı zihniyetli kendilerini Avrupalı diye adlandıran, hangi ırktan, milletten olduğu dahi bilinmeyen insanların, topraklarımızdan gittiklerini duyan Anadolu insanları, bulundukları yerleri bayram yerlerine çevirdiler.

İstanbul’a zafer haberi ulaştığında halk sokaklara döküldü, herkesi ayrı bir sevinç kapladı. Fakat 57.000 şüheda (şehitlik) makamına ulaşan Mehmetçiklerimizi ve aralarında bulunan analarımızı da arkamızda bırakarak Ehli iman olan o Mehmetçiklerin hepsi de şüheda makamına yükseldiler. Yüce Mevla’m bizlere de o makamları nasip eylesin. Yoksa;

Allah’u Zülcelal Hazretlerinin huzuruna çıkacak ne yüzümüz var ne cesaretimiz. En azından şehitlik makamıyla gidersek belki yüzümüz olur. Allah’u Zülcelal Hazretlerinin huzuruna çıkmaya. Çanakkale’deki zafer tez duyulur İstanbul’a. Süleymaniye Camisi’nin yaşlı mahyacısı içindeki coşkuya dayanamayıp, yanına çıraklarını da alıp aklına ilk gelen iki kelimeyi minarelerin arasına, yani mahyaya yazıp yatsı namazına kadar kandilleri yetiştirir. İstanbul’un her yerinden görülen mahyadaki iki kelime aynen şudur;

“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”

Bu sözün temeli Süleymaniye müezzini derviş ruhaniyetli, bu zatın gönlünden mahyaya, oradan da İstanbul’a, oradan da tüm Anadolu’ya ve dünyanın her yerine Çanakkale’nin geçilemeyeceğini beyan edilmesidir. Bizlerde o gün bugün bu iki kelimeyi söyleriz.

Ey Çanakkale Seni Geçilmez Yapan Nedir?

Bir düşünürsek Askerlerimiz teçhizat ve silah yönünden çok iyi değillerdi. Savaşmayı çok iyi bilirler, lakin cepheden cepheye koşmaktan yorgun düşmüşlerdi. Ellerine hiç silah almamış olanlar çoğunluktaydı. Sadece cephede bir veya iki haftalık temel eğitimle düşmanın karşısına geçiyorlardı.

Çanakkale’nin geçilememesinin başlıca temel sebeplerinden birisi; çoğu insanlarda olmayan vatan sevgisi dediğimiz manevi duygularıydı. Bu duygu ve maneviyat sadece kimlerde olabilir derseniz, imanı kemale ermiş olgun beşerler de olur. Zira kainata rahmet diye gönderilen sevgili peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimiz, Rabbim bizleri şefaatlerine nail eylesin “Vatan sevgisi imandandır” sözünün sırrı, cephe gerisindeki, huduttaki, vatan savunmasını yapan Mehmetçik gönüllü insanların kalplerine sirayet ettiği içindedir.

Konunun cephe öncesine doğru giderse, Ecdadımızın yaşamış olduğu o dönemlerde öyle birlik ve beraberlik vardır ki sabah, öğlen, akşam sofraya oturan aileler sofralarında aynı çorba kaselerinden kaşık sallanırdı. Sofraya konan her türlü yemek tek kasede olup, herkes o kasenin içine kaşığını daldırır ne gelirse bahtına diye de düşünmezlerdi. Zira o sofra o kadar bereketli olurmuş ki kimsenin kaşığı boş dönmezmiş. Kasenin dibinde kalan son lokmada sofraya oturan en küçük bireye “Nişanlın güzel veya kısmetin bol olsun” denilerek bitirmeleri söylenirmiş.

Yemeğin bereketi başında mı ortasında mı hiç bilinmemektedir. Bu sofralarda birlik içinde yetişen bireylerin düşman karşısındaki duruşlarını bakın sizler düşünün. Özetleyerek Rahmet kapıları ilk önce sofradan ve haneden açılır derler. Farkına varmak lazım…!

Resulü Zişan efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyurur “Birlikte rahmet, ayrılık da azap vardır” o günlerin birlikten hiç ayrılmayan bu yüzden sırtımız yere gelmedi. Elhamdülillah… Mevlam bu günde ve gelecekte de aramıza şeytanın nifakını sokmasın Amin.Çanakkale’deki manevi şuurun diğer sırrı da “Edep”ten geçer. Edep; güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlak, haya, nezaket, zarafet denilmiş. Bundan ibaret Kurtuluş savaşının Anadolu’ya bakıldığında kadınlar erkeklere nazaran iki üç adım arkasından gelirlermiş, ama hiç önlerine geçmemişler. Vardır ki Baba, anne çocuğuna yerli yersiz durduk yerde kucağına alıp okşayıp sevmezmiş.

Çanakkale Geçilmez Hakikati

Şanlı Osmanlı imparatorluğunun çöküş döneminden başlayarak ve cumhuriyetin kuruluşuna kadar geçmiş birçok savaşta “Evladı Güzin’leri” hakkın rahmetine uğurladık. Kimisi babaydı, kimisi anne, evlat, genç, sevgili, çoluk, çocuk hepsi vatanı uğruna, şüheda uğruna feda ettik. Rabbim atalarımızı vaat ettiği yüce makamlara yükseltsin inşallah. Geride bırakılanlar ise, dul kadınlar, yetim ve öksüz çocuklar, bekleyen nişanlı kızların sönmüş umutları ve hayalleriydi. Anadolu’nun mukaddes her karış toprağında Mehmetçiğin yolunu gözleyen mutlaka birileri vardı. Fakat hiçbir zaman bekledikleri gelmeyecekti.

Gazi olarak dönenler ise, bulundukları yerlerde eşlerini yanlarına alarak, ellerini tutup çarşı pazar, gezmediler, gezememişlerdir. Başkalarının yanında çocuklarını öperek koklayamadılar. Ama bir nedeni vardı. O dönemde her ailede cepheden şehit olmuş bir Mehmetçikleri vardı. Cephelerden geriye dönmeyen ailelerin eşleri, çocukları, nişanlıları bu halleri görüp de “Keşke benim eşimde, babamda, nişamlımda yanımda olsaydı, yan yana gezer, el ele tutuşur, başımı okşardı” deyip içlerinde oluşan derin sızıyla, olur ya geçerler diye yıllarca bu hal üzerlerinde yaşadılar, sokaklarda, çarşıda, pazarda. Kısacası Edep’den olsa gerek.

Çanakkale Destanı: 1915-1916 yılları arasında, Çanakkale Boğazını geçerek İstanbul’u ele geçirmek isteyen İtilaf Devletleri ile Osmanlı ordusu arasında yapılmış bir bağımsızlık savaşıdır.

Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri Almanya’nın yanında yer alan Osmanlıyı etkisiz hale getirmek, Rusya’nın boğazlardan rahatça geçebilmesini sağlamak amacıyla İstanbul Ve Çanakkale boğazlarını ele geçirme planları yapıp, donanmalarını Çanakkale’ye sürmüşler fakat hiç hesap edemedikleri bir bozguna uğrayıp ağır bir yenilgi almışlardır. 1 Dünya Savaşının başlamasının akabinde Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu arasında ittifak anlaşması imzalanmış, Alman donanmasına ait iki gemiye Osmanlı bayrağı çekilerek Rus limanları bombalanmıştır. Bunun üzerine Rusya İtilaf Devletleri ile birlikte hareket ederek Osmanlı’ya karşı savaş ilan etmiştir. Kısaca Osmanlı savaşa Almanya tarafından itilmiştir. Ardından İtilaf Devletleri Boğazlardan geçerek Rusya’ya askeri destek sağlamak amacıyla bir plan yaparak, 1915 yılının ilk günlerinde Çanakkale’ye ulaşmışlar ama hiç beklemedikleri bir biçimde saldırıya uğramışlardır. “Hasta adam” uyanmış, üstlerine bomba yağdırmaktadır. O gözlerinde küçülttükleri Osmanlı bir anda devleşmiş, tek yürek olmuş, üstlerine yağmur olmuş yağmıştır. Donanmasının büyük bölümünü zayi eden İtilaf Devletleri bu sefer karadan saldırmayı denemiş, bir çok cephede daha karaya ayak bile basamadan ruhlarını teslim etmişlerdir. İki taraf için en büyük kayıp Mayıs 1915 ayında yapılan Anzak çıkarması sırasında olmuştur. Hem Gelibolu yarım adası, hemde Çanakkale öyle etkin bir savunma yapmış ki, kendilerinden misli misli fazla orduları darmadağın etmişlerdir.

Bu savaşın Türk tarihinde önemi ve yeri çok büyüktür. Tarih boyunca Türkler hep savaş veren hep mücadele eden bir millet olmuştur. Tam düşmanları artık bunlar iflas etti artık bu sefer yok edeceğiz diye kapımızı çaldıklarında hep kapı yüzlerine çarpmıştır. İşte Çanakkale’de bunların en önemlilerinden birisidir. Modern silahlarla donatılmış ordunun karşısında, ateş almaz tüfeklerle, patlamaz toplarla, yalın ayak, aç bir mide ile kazanılmış bir zaferdir Çanakkale. Mustafa Kemal gibi bir büyük insanın tarih sahnesine çıktığı, Seyit Onbaşının 230 okka gülle ile koca gemiyi sulara gömdüğü, Kurşunların havada çarpıştığı, Türk’ün kahramanlığının resmi bir vesika olduğu savaştır Çanakkale.

seyit onbaşı

O sene memleketteki liselerin ve üniversitelerin çoğu mezun verememiş çünkü hepsi savaşta şehit olmuşlardır. Toplam savaşta verilen şehit sayısı kesin olarak bilinmemekte fakat tahminlere göre 500.000’in üzerindedir. Mustafa Kemal Paşa’nın dediği gibi savaşmaya değil ölmeye gelmiş bir millet ve tamamen çıkar amaçlı işgale gelmiş bir ordu. Karşıdan bakıldığında garip ama sonucu tamamen gerçektir.

Günümüzde Çanakkale bütün insanlar tarafından ziyaret edilen, Orada yaşanan dramı ve kahramanlık ruhunu hissetmek için o havası içe çekilen bir yerdir. Her santiminde bir şehit yatan, her zerresi şehit kanıyla sulanmış, şanlı bir yerdir Çanakkale. Görebildiğimiz her yerde onların yaşadıkları yazılmaktadır. En etkileyici olanlarından biriside günlük yemek listesidir. Şimdi yemek seçen, çöpe tonlarca gıda atanlara ibret belgesi olarak gösterilmesi gereken, yeni yetişen çocuklarımızın beyinlerine kazımamız gereken bir yemek listesi.

43. Alay Yemek Listesi 

15 Haziran
Sabah: Üzüm hoşafı
Öğle: Yok
Akşam: Yağlı Buğday çorbası, ekmek

16 Haziran
Sabah:Yok
Öğle: Yok
Akşam: Üzüm Hoşafı, ekmek

17 Haziran
Sabah:Üzüm hoşafı
Öğle: yok
Akşam: yarım ekmek

18 Haziran
Sabah: Yarım ekmek
Öğle: yok
Akşam: şekeriz üzüm hoşafı

19 Haziran ordu emri ile ekmek istihkakı 500 grama indirilmiştir.

Bu savaştan Türk insanından sonra en çok zayiatı Avusturalyalı ve Yeni Zelandalı askerler vermiştir. Yaklaşık 25.000 askerini Çanakkale’ bırakıp gitmişlerdir. Fakat Atatürk 1934 yılında yayınladığı mesajda; Ey kahraman askerler rahat uyuyunuz. Burada dost toprağındasınız. Diyerek iki ülke arasındaki dostluk ortamı oluşmasını sağlamış, ve her yıl gelip askerlerini anmalarını sağlamıştır. Hala her sene Anzakların torunları gelirler ve atalarını mezarları başında anarlar. Bu olay dünyaya Türklerin ne kadar üstün bir millet olduğunu göstermiş, Çanakkale’de hezimete uğrayan İtilaf Devletleri için ise askeri bir utanç, beceriksizlik ve Felaket sembolü olarak sayılmıştır.

Düşünceleriniz Nedir?

Lütfen yorumunuzu buraya yazınız.
Lütfen isminizi buraya yazını.