Din, Deizm ve Agnostisizm Üzerine

7136

Gelişkin tüm canlı türlerinin tamamında, en temel duygu ‘korku’dur. Korku duygusu, beynin derinlerindeki amigdala dediğimiz bölümde ortaya çıkar. Bu bölüm, evrim sürecinin en başlarında gelişmiş olduğu için, en temel işlevlerden olan korkunun yönetilmesinden sorumludur. Nitekim, beynin ayrıntılı olarak fiziksel ve biyolojik gelişimi içten dışa doğru gerçekleşmiştir. İnsan beyninin ve ona bağlı sinir sisteminin milyonlarca yıl içerisindeki nörolojik gelişimi, zekayı ve beraberinde algı olgusunu ortaya çıkarmıştır. Algı ise türümüzün, doğada olup biten ve gözlemlenebilen tüm olayların, birbiriyle olan ilişkilerini ve aralarındaki etkileşimi çözmek adına çaba göstermesini ve doğayı anlama hususunda bazı nihai sonuçlara ulaşmasını sağlamıştır.

Deizm

Doğa; insan türü için av olma tehdidi taşımasının yanı sıra, büyük depremler, tsunamiler, şimşekler, toprak kaymaları, orman yangıları gibi, insanın o dönemlerde anlamlandıramayacağı tabii felaketler ile, güneşin doğumu ve batımı, ayın hareketleri, yağmur ve kar yağması, bulutların hareket etmesi gibi günlük olayların süregelmesini sağlayan döngüsel bir unsur olarak, anlaşılamaz ve korkutucuydu. İnsan, hem fiziksel, hem de zihinsel anlamda, tabiatın bu güçlerine karşı koyacak ya da onlarla mücadele edebilecek güçte değildi.

Buna karşın, tabiata hakim ve dolayısıyla tüm bu olayları kontrolü altında tutan, başlatıp durdurabilen, onları yönlendirebilen, gücü ve yetkinliği sınırsız uhrevi bir gücün, yani Tanrı ya da Tanrıların varlığı, insanoğlunun korkularını hafifletip, teselli bulmasını sağlayacaktı. Kısacası, insan türünün yeni yeni evrildiği antik çağlarda, Tanrı olgusunun temelinde güçlü bir korku unsuru hakimdi. Bu dönemlerde, insanın zeka ve algılama yetkinliği son derece gelişmiş olduğu halde, onun, çevresinde olup biten doğa olaylarını henüz doğru yorumlandıramıyor olması, evrimin ironik bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa, gücü sınırsız bir Tanrı fikri, yanıtı olmayan bir yığın sorunun kestirmeden cevaplanabilmesine kolaylıkla cevaz vermekteydi. Ayrıca, böyle bir Tanrının (ya da Tanrıların) mevcudiyeti, o çağlarda kafası hayli karışmış insan türünün, mental sağlığını da güvence altına almaktaydı.

Din

Tanrı olgusunun, çağlar boyunca böylesine kusursuz bir biçimde, nesilden nesile aktarılmasının gerçek sebebi, inanılan dinin esaslarının ve etkin haldeki mevcut ibadet ve ritüellerinin, bir bütün halinde çocuklara aktarılıyor olmasıdır. Şayet bu bilgi transferi sağlanamamış olsaydı, şüphesiz o topluluğa ait din yok olmaya mahkum olurdu.
Antik çağlarda bilim kavramı henüz sahnede olmadığından, hemen her güç Tanrı olarak tanımlanmıştır. Güneş Tanrısı, Karanlık Tanrısı, Gök Tanrısı, Denizler Tanrısı, Okyanuslar Tanrısı, ve daha pek çok Tanrı, yetkin olduğu gücün niteliğine göre adlandırılmış ve Tanrı olarak kabul edilmiştir. Yeryüzündeki irili ufaklı yüzlerce inanç türü birbirleriyle de etkileşerek nihayet bugünkü güncel dinleri ortaya çıkarmıştır. Bundan da anlaşılacağı üzere, Tanrı anlayışı, pek çok görüngüde olduğu gibi, geçen onbinlerce yıl içerisinde evrime uğramıştır.

Evrimin temel esasları gereği, güçlü ve etkin olan inanç sistemleri, varlığını sürdürmeyi başardı. Zayıf ve kolayca kabul görmeyen inanç sistemleri ise ortadan kayboldu. Günümüz dinlerinin varlıklarını devam ettirmeleri ve aynı zamanda yeryüzü üzerinde kalıcı hale gelmelerinde, onların imgesel varlıklarının payı yadsınamaz. Hristiyanlığın, çarmıha gerilmek suretiyle, acı çekerek öldürülen mesihinin, kendisinden sonra gelen ümmetinin gözünde simgeleşmesi ve akabinde bu dinin tüm dünyaya hızla yayılması, yukarıda belirttiğimiz duruma iyi bir örnektir. Günümüzde yeryüzünde hakimiyet kurmuş kitlesel dinlerin vaat ettiği ahiret hayatı, ilahi adalet, cennet-cehennem ve buna benzer bazı uhrevi olgular bu dinlerin mensubu olmak adına görece önemli avantajlardır.

Bilimin, geride bıraktığımız son iki yüzyıl içerisinde, canlı hayatı ve kainatın oluşumu gibi konularla alakalı bilinmezlerin bir kısmını çözerek, sıradan insanların bilişlerine aktarmasıyla, din ve Tanrı anlayışı yavaş yavaş değişmeye başladı. İnsanlar, kaynağı dogmatik kalıp ve öğretilere dayanan klasik din olgusunu sorgulamaya başladılar. Bu sorgularla birlikte, toplum içinde farklı inanış kalıpları şekillendi ve bu yeni ideler din felsefesi adına itibar görür hale geldi. Deizm, agnostisizm, teizm, monoteizm, ateizm, panteizm, politeizm, bunların belli başlılarıdır. Bu yazımızda son yüzyılda çokça anılmaya başlanan, deizm ve agnostisizm ‘düşün’leri üzerine kısaca bilgi verilecektir.

dinler

Deizm, (Yaradancılık) ilahi bir mumsema (vahiy) veya herhangi bir dini kurum vasıtasıyla öğrenilmiş ve deneyimlenmiş her çeşit ilahi öğretiye, inanmayan ve onu reddeden, ancak muayyen bir dini-özneler bütününe tüm insanların yaradılış gereği haiz olduğunu veya ona akli yoldan ulaşılabileceğini iddia eden biliş ve inanışların tamamıdır. Deizme göre, ilahi yetkinlik ve yaratma gücü yine Tanrı’ya aittir. Ancak O, bundan sonraki hiçbir eyleme müdahil değildir. Bu inanç sistemine göre, din aklın kullanılması ile, beşerin özünden beslenir. Deizm, vahye inanmaz, onu ‘dogmatik’ ve ‘müsamahadan yoksun’ ifadeleriyle tanımlar. Deizm yanlıları için, tabii din, her çeşit güvensizlik ve işkilden soyutlanmış olmalıdır. Bu sebeple, insan aklıyla keşfedilmiş tüm etik değerleri asıl doğru olarak tanımlar ve günümüz semavi dinlerinin sonradan ilave ettiği düşünce ve bilişleri kesin bir dille reddeder.

Deizmde, diğer tüm dinlerin vazgeçilmez unsurları sayılan, doğa üstü olaylar, dinin aracısı olarak kabul gören mesih, nebi ve peygamberler, ahiret hayatı, cennet-cehennem, kader, kutsal kitap, şeytan, melek, cin gibi öğeler ile, ibadet etme, sevap ya da günah işleme, dua etme, kadere inanma gibi dogmatik eylemler yoktur ve tüm bunlar batıl sayılır. Sağduyulu düşünmek ve hareket etmek son derece önemlidir ve mutlak amaç olan erdemli insan olabilmek için aklın doğru kullanılması gerekli ve yeterlidir. Tanrıyı bulmak için hiçbir aracıya ihtiyaç yoktur ve Tanrı inancı us yoluyla idrak edilebilirdir. Darwin’in evrim teorisini bütünüyle kabul eden deizm, insanın bugünkü fiziksel haliyle yaratıldığına inanan semavi dinlerin kadim öğretilerine de ters düşmektedir. Günümüz filozof ve felsefe yazarlarının çoğu, deistlerin yakın bir gelecek için potansiyel ateist konumunda olduklarını düşünmektedirler. Ancak araştırmalar, deist bir insanın, ömrünün sonuna kadar, ateizme meyletmeden, aynı inançla yaşamına devam edebildiğini göstermektedir.

dinler

Deistlik, pandeizm, panendeizm, spiritüel deizm gibi inanca ilişkin alt grupları da kendi içinde barındırmaktadır. Bunlar, temelde birbirine çok benzeyen, yalnızca detaylara inildiğinde bazı farklılıklar gösteren din öğretileridir. Bir diğer önemli inanç formu ise, ‘agnostisizm’ yani ‘bilinmezcilik ya da bilinemezcilik’tir. Agnostisizm, Tanrının var olup olmadığının, kainatın nasıl ve kim tarafından yaratıldığının ve yönetildiğinin bilinmediğini ve hatta bilinemeyeceğini öne süren bir düşünceler bütünüdür. Bu akımın getirdiği inanç formuna inananlara agnostik denir. Agnostisizm, ilk kez XIX. Yüzyıl ortalarında felsefe literatürüne girmeye başlamıştır. Ama bunun çok daha öncesinde, benzer düşüncelere sahip insanların var olduğu bilinmektedir. Agnostiklerin büyük bir bölümü, genel anlamda Tanrının var olup olmadığının kesinlikle bilinemeyeceğine inanmaktadır. Bazıları bu kişileri güçlü-agnostik diye adlandırır. Azınlıkta olan diğerleri ise, Tanrı hakkında herhangi bir bilgileri olmadığını, yine de O’nun bilinme ihtimalinin varlığından söz edilebileceği yönünde görüş bildirir.

Agnostisizmin temelindeki en belirgin olgu, şüpheciliktir. Agnostiklere göre, dinle alakalı tüm bilinenlere kuşkuyla yaklaşılmalı ve bu konular sonuna kadar inceden inceye araştırılmalıdır. İnsanların çoklukla, bu dini akımın ateizmle bir bağlantısı olduğuna ilişkin yanlış bazı düşünceler içinde olabildiği görülmektedir. Adı geçen iki düşünce formu, temelde birbirlerinden çok farklı konumdadır. Aralarındaki en belirgin fark, agnostisizmin Tanrının var olmadığına ilişkin herhangi bir görüş bildiriyor olmayışıdır.

Agnostisizmin esasını oluşturan Tanrının var olup olmadığının bilinemeyeceği görüşü, ilk bakışta anlaşılması zor bir olgu gibi gözükür. Buradaki mantık şöyle açıklanabilir: Agnostisizme göre, öz bakımından Tanrı, yeryüzündeki dinlerin dayattığı, Mesih, kutsal kitap, ibadet ritüelleri, ahiret dünyası vb. insana özgü materyallerle tanımlanması mümkün olmayan, uhrevi bir varlıktır. İnsan Tanrıyı anlayamaz. Çünkü feraseti yetersizdir ve ancak insancıl, yani acizane bir anlayışla düşünmekte ve dolayısıyla Tanrıyı tam manasıyla bilememektedir. Bu durumda, Tanrıyı anlayamamamız sonsuza dek sürecektir. Çünkü, ancak Tanrıya özgüymüş gibi gözüken mucize olaylara şahit olsak bile, bu mucizelerin, örneğin bizden çok daha gelişmiş bir uygarlık tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği fikri, Tanrıyı bulamadığımız anlamına gelecektir.

Bilinemezciler, bilim ne kadar ileri giderse gitsin, Tanrının bilimle keşfedilmesinin mümkün olamayacağı, O’nu açıklamak için seküler değil, daha çok metafiziksel bir etkileşim olması gerektiği görüşlerini savunurlar. Buna rağmen içlerinden bazıları, çok daha sonraki yüzyıllarda bu keşfin yapılmasının halen ihtimal dahilinde olduğu görüşündedir.
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız iki farklı görüş, özellikle Tanrı anlayışı bakımından, bildiğimiz semavi dinlerden önemli farklılıklar arz etmektedir. Çünkü, semavi dinlerdeki iyi, mükemmel, hem Tanrı gibi hem de insan gibi düşünebilen, merhametli, kötü insanları iyilere karşı gerekirse cezalandıran, olup biten her şeye müdahil bir Tanrı, deizmde ve agnostisizmde yoktur. Onun yaratıcı bir gücü vardır, ancak diğer vasıfları belirsizdir.

Bazı istisnaları göz ardı edecek olursak, insanlar artık, dini inancın diğer bireyler için ne anlama geldiğini, ne kadar hassas ve öznel bir değer olduğunu kavrayabilmekte ve bu konuda daha eşduyulu davranış biçimleri geliştirebilmektedir. Avrupa’lı, Hristiyan bir dindarın Tanrı sevgisinin, Hinduizme mensup bir Asya’lının, Brahma’yla arasındaki manevi bağdan daha üstün ya da evrensel anlamda daha doğru olduğunu söyleyebilir miyiz ? Bu çok saçma olur tabii. Çünkü inanç özneldir ve ‘doğru ya da yanlış inanış’ diye bir sınıflama yapılması mümkün değildir. İnanıyoruz ki, yeryüzündeki medeniyet dediğimiz olgu, insanların tamamının, birbirlerinin inancına ya da inançsızlığına koşulsuz ve ayrımsız saygı göstermeye başladığı gün varlığını gösterecektir.

Lev Tolstoy’dan :
İnanç, yaşamanın gücüdür.

21 Yorum

  1. dünyadaki tüm din adamı ve dindarları bir araya getirseniz bir aspirin in verdiği faydayı verirmi ???.. gerçek olan bilimdir ve insan olmaktır. gerisi hikaye din fakirler uyanıp zenginleri kesmesin diye uydurulmuştur. en büyük yıkımlar din üzerinden yapılmıştır.

  2. Allah varmı yokmu tartışmalarını bırakın… Allah var ve %100 var… Asıl Allah ile nasıl yakınlık elde ederiz Onun rızasını nasıl kazanırız onu bulmaya çalışın. Adam daha O varmı bu varmı onun tartışması peşinde. Ömür geçmiş henüz yola bile çıkamamış ilkokul birinci sınıf öğrencisi gibi kalmış. Bu yolda Üniversite okuyan , bitiren doktora yapan var , adam daha birinci sınıfta bile değil bir de ben çok akıllıyım havasında. Hani küçük çocuklarda ben herşeyi çok iyi bilirim havası vardır da ,büyükler bunu hoş görürler ha ha evet öylesin derler ya . O noktadasınız farkında değilsiniz….

  3. Teori, bilindiği üzere henüz ıspatı yapılmamış faraziyedir, yani varsayımdır. Şahsen yüksek tahsil yapmış, iki ayrı üniversiteden diploma almış bir vatandaş olarak, o ıspatlanamayan evrim teorisi, ne için sanki bilimsel kabul görmüş bir kanunmış gibi insanlara empoze edilip kabullenmesi bekleniyor ???
    Hem yazıyı yazan efendi! Hoşuna gitmeyen yorumları görmek istemiyorsan de ki; ‘buraya sadece benimle aynı fikirde olanlar yorum yapsın.’
    Kendin çal kendin oyna yani..

    • Okuduğunu anlayamıyor musun ? Ben Hasan Arpacık’ın dinle ilgili yaptığı yoruma inancına, benim inancıma hiç bir şey demiyorum ki. Bunu ikrar etmekten hoşlanmıyorum ama söyleyeyim de ders olur belki: Ben Allah inancı tam olan bir insanım. Şaşırdın değil mi? Peki sen Hasan efendinin yazdığı yazıda bana maymun dediğini anlayabiliyor musun? Yok okuduğunu anlamayan bir milletiz. Yazı aşağıda bir daha oku. Hakaret eden adama tahammül göstermemi isteyemezsin sen. Ancak yazı içeriğine tahammül gösterme mecburiyetim var. Farkı anladın mı?

  4. İnançlar üzerine güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş. İyi bir insan olmak tüm inançlarda ve fikirlerde aynıdır. Farklılıklar üzerinde durmak yerine ortak düşüncenin etrafında toplaşırsak eğer dünya daha güzel bir yer olacaktır.

  5. Evrim var ama bu kainatı evirip çeviren bir allah da var. Hatta evrim ve Darwin teorileri deizmi çürüten en önemli teoriler.
    Ateizm ve deizm inanç esasları insanlar tarafindan cok fazla değiştirilmiş budist, hiristiyan toplumlarda ve bizim alevi vb. toplumlarimizda daha yaygın.
    Bu ve benzer felsefî akımların son yıllarda bu kadar popüler olmasının en büyük sebebi de siyonist emperyalizmin işleri.
    Her ne kadar fikir babalari yahudi olslar da Israil ve yahudi topluluklarda pek görülmez.

  6. Elhamdülillah,müslümanız çok şükür,kimsenin inancı,beni bağlamaz,nasıl inanmak gerektiği,açık açık bildirilmiş,ayrıca,hiç bir temeli ve delili olmayan,sadece bir varsayım üzerine kurulu bir Evrim safsatası ortaya atılmış,bir yaratıcıyı inkar etme gayreti içinde olan bazı okumuş,kendini akıllı zanneden,çokbilmiş güya bilimadamları,akademisyenler,olmayan bir şeyin nesini savunuyorlar anlayamadık,illa ki maymundan geldiklerini iddia ediyorlarsa,bence onlar hala bir maymun,evrim sürecini tamamlayıp öyle çıksınlar karşıma

    • Aynen çok haklısın. Evrime inanmak için bende 25 yıldır maymunların insan olmasını bekliyorum. Hatta geçenlerde bir tane maymun aldım. Klasik müzik dinletip, ateşi çakmakla yakıyorum. Belki süreci hızlandırırım diye. Her gün hadi oğlum ayrılda gel diyorum.

      Sonuçlarıda buradan paylaşırım.

      Evrim diye bir şey varsa, tersine evrim de vardır. İnsanlar neden maymun olmuyor? Hadi bunu açıklayın :D

      Ek olarak yazı güzeldi. Teşekkürler

    • Virgülleri ve diğer imla işaretlerini kullanmayı bilmiyorsunuz. Her sözcüğün arkasından virgül bağlanmaz. Evrim sözcüğünü büyük harfle yazmanız abes. Çok bilmiş ayrı yazılır. Nokta diye bir işaretçi var. Herhalde ilk defa duydunuz çünkü yazınız tek bir cümleden oluşuyor gibi saçma sapan uzamış gitmiş. Yazınızın ilk kısmında bariz düşüklük var, ifadenin muhakemesini alt üst etmiş. Çok sinir bozucu.
      Felsefe, din ve evrim gibi konulara gelince; siz öncelikli olarak, az önce yazmış olduğum, ilkokul öğrencilerinin bile bildiği yazım kurallarını öğrenin, onları sonra tartışırız. Yo, hayır. Terbiyeden yoksun, hakaretle beslenen, şuursuz biriyle bunları hiç bir zaman tartışmam. Öfkenizi doğru yere yönlendirmeyi öğrenmenizi tavsiye ederim. Bir de, bundan sonra benim yazılarıma yorum yapmazsanız sevinirim.

    • sanirim ilk once evrimin ne oldugunu daha kapsamli bir sekilde arastirmali ve evrimin olup olmadigina dair de kanitlari okumalisiniz o zaman goreceksiniz ki insanlarin maymunlarla ortak atadan gelme olasiligi sizlerin inandigi metafizik olaylarindan daha mumkun . Hem ayrica insanin bir kalem kapagindan bile uremesi , yetiskin bir beyin icin gorunmez bir seyin ( ki bu benim dilimde bir hayalet , sizin icin tanri ) dunyaya kitap gondermesinden daha mantikli .

    • Evrime safsata diyip ensestle çoğaldığına, ayın parmakla ikiye bölünebileceğine, asayla denizin 2’ye ayrılabileceğine inanmak…

    • Yani hiç aklıma gelmezdi, öyle bir şey yok tabii. Ama çok merak ettim, yayımlanma zamanının nesi var ? İlginize de teşekkür ederim.

Düşünceleriniz Nedir?

Lütfen yorumunuzu buraya yazınız.
Lütfen isminizi buraya yazını.