Fenomenoloji Nedir

0
772
fenomenoloji nedir felsefe

Husserl’in nitelemesiyle fenomenoloji nedir; felsefenin ve genel olarak bilginin kaynaklarının evrenselliği hedefledikleri ölçüde yeniden ele alan köktenci bir girişimdir. Fenomenoloji başlıca değeri, güncel yaşamımızdaki nesne ve olguları felsefî saygınlık düzeyine yükseltmiş olmasından ileri gelmektedir. Bu bakış açısından, kahvehane garsonunun Sartre’daki tanımlaması hayli ünlenmiştir. Böylelikle fenomenolojiyi, geleneksel olarak soyut sistemlerin içindeki kavramsal özümlemeleri işleyen felsefî yolculukta, bir devrimi temsil eden yaşanmış olana gösterdiği dikkatten yola çıkarak tanımlamak mümkündür! Jean Wahl’in bir kitabının başlığında olduğu gibi, felsefenin somuta doğru bu yönelişi, Fransa’da hatırı sayılır bir felsefî ve edebî rağbet gördü. Sartre felsefesi bir yönüyle fenomenolojiden kaynaklanmaktadır ve fenomenoloji dışarıda pek tanınmadığı biçimde 1950’1i yıllarda Fransız felsefesine yaygın bir şekilde egemen oldu. Ne var ki tüm bunlar, kurucusu Edmund Husserl(1859-1938) tarafından öncelikle sağlam bir bilim olarak sunulan fenomenolojiyi nitelemek için yeterli değildir. Bu felsefenin daha teknik niteliği, kimi zaman Husserl’in eserinin içine girilmesini hayli güç kılar ye Sartre’ın <<Durumlarda>> da (Situations I) sözünü ettiği temel sezgiyi anlamayı gerektirir; buna göre fenomenolojik indirgemenin en genel bağlamımda <<her bilinç, herhangi bir şeyin bilincidir>>, ki sonuç olarak dünyayı parantez içine almayı ve bilinci solipsizme (tekbencilik) mahkum etmek pahasına da olsa ötekinin aranacağı bir sürece bağlamayı hedefler.

fenomenoloji nedir
husserl

Bir Bilim Olarak Nitelenen Fenomenoloji Nedir

Fenomenoloji nedir; fenomenoloji terimini, ilk olarak Husserl değil, Neuer Organon (Yeni Organon 1764)’de görünüş öğretisi anlamında öneren filozof ve matematikçi Johann Heinrich Lambert kullandı. Bu tanımın, terimin Husserlci görüş tarafından ele alınış biçimi ile hiçbir ilgisi yoktur.

Aslında Husserl fenomenolojisi, bilincin öznel kesinliğinden kişinin kendisine ilişkin nesnel bilgiye geçişini, bu bilincin kendi deneyini nasıl yaptığını göstererek betimlerken, Hegel’in Phattomenologie des Geistes’ine (Ruhun Fenomenolojisi, 1807) gönderme yapar.

Bu deneyim kavramı, Husserl için önemini koruyacaktır. Ama onun için öncelikle şeylerin tüm önyargılarından arınmış ve kurtulmuş bilinçteki -Descartes’çı öğretideki ifadenin yeniden ele alınışı- görüntüleri betimlemek söz konusudur. Bu «şeyin kendine» dönme girişimi « köktenci » olmak isteyen fenomenolojinin anahtar sözcüğüdür. Filozof bu noktaya varabilmek için « bilginin kavranabilir en yüksek öncül varsayımları »na ulaşmalıdır. Felsefe ancak ve yalnızca doğrudan yürüyüşünün temellerini yeniden değerlendirerek ve başlangıçtan gelenin boyutlarını gözönünde bulundurarak « sağlam », yani evrensel ve kumcu bir bilim alarak değerlendirilebilir.

Fenomenoloji Akımı

fenomenoloji nedir hakkında
jean paul sartre

Husserl düşüncesi, öğrencileri ve izleyicileri tarafından parlak bir biçimde yorumlandı, ama onlar, fenomenolojiyi az veya çok kendi özgün tarzlarıyla sahiplendikleri için bu düşünceyi gerçek anlamında sürdüren kimse çıkmadı.

Husserl’in birçok öğrencisi ve izleyicisi, onun eserini Almanya’da yeniden ele aldılar ve genişlettiler. Husserl’in dostu ve bir dönem Freiburg Üniversitesi’nde çalışma arkadaşı olan Martin Heidegger (1889-1976) Seine und Zeit (« Varlık ve Zaman » (1927) adlı eserini onun 75. yaş gününde armağan edecek (bu kitapta fenomenolojiyi göklere çıkarır, ama beri yandan da ustasından farklı bir yönelişe girer) ve 1928’de de Vorlesungen zur Phânontenologie des İnneren Zeitbewusstseins («Zamanın özbilincinin Fenomenolojisi İçin Dersler »)i yayımlanacaktır. Ama çok kısa bir süre sonra Heidegger’i daha çok ilgilendiren konu olarak varolmak sorusu öne çıkar. Мах Scheler (1874-1928), Eugen Fink (1905-1975), Ludwig Landgrebe ve Walter Biemel, Husserl’in en yetkin yorumcuları olacak, buna karşın O’nun için hazırladıkları eserlerde yeni yönelişler göstereceklerdir. Yaşamının son döneminde – 1938’de öldü- Almanya’da yaşanan ırk ayrımcılığından ve genel ortamdan dolayı, Husserl’in elyazmalarını Louvain’de rahip von Breda saklamıştır. Bugün « Husserl arşivleri » hâlâ oradadır ve bunun da etkisiyle günümüzde Belçika’da çok etkin bir fenomenoloji öğrenimi görülmektedir.

Fransa’da, Husserl üzerine ilk kitabı Emmanuel Levinas (doğumu 1905) savaştan önce yazacaktır: La Theorie de l’İntuition dans la Phenomenologie de Husserl (Husserl Fenomenolojisinde Sezgi Kuramı 1930). Bunu daha sonra fenomenoloji ve Heidegger’den olduğu kadar Yahudi geleneğinden de etkilenecek olan ikinci bir kitap izleyecektir. Fenomenoloji Fransa’da, yorumbilimden psikanalize, Marksizmden genel anlamda « etik »e kadar pek çok sorunu yeniden ele alırken, Husserl’i özellikle Heidegger üzerinden alıp inceleyecek olan Levinas, Sartre, Maurice Merleau-Ponty ve Paul Ricoeur (en azından ilk üçü için bu çok açıktır) gibi düşünürlerin verdikleri derinlemesine özgün eserlerle, gelişmesini sürdürmüştür.

Paylaşır mısınız?
Önceki İçerikislamiyet öncesi türk tarihi
Sonraki İçerikAraç kullanırken Debriyaj Gaz Ayarı
Elif Yaldız
Merhaba ben Elif Yaldız, bir süre Türkiye de Elektrik ve Elektronik Mühendisliği üzerine eğitim aldıktan sonra, hayat serüvenime yurt dışında Enerji Sistemleri Mühendisliği üzerine devam ettirmeye karar verdim. Burada sizlerle bilgi alış verişinde bulunmaktan memnuniyet duyuyorum.

Düşünceleriniz Nedir?