3D Yazıcı ve Mars İlişkisi

1152
3D Yazıcı ve Mars İlişkisi

Halen sırrı çözülemeyen birçok mimari eser var. Örneğin Ashoka Sütunları. Tarihinin M.Ö 3.yy’a dayandığı düşünülen bu yapıların bugüne kadar kendini korumuş olması dikkat çekiyor. İşlenmiş demir ve cilalı kumtaşından imal edilen sütunların bugün hala ayakta kalması henüz bilim camiası tarafından açıklanamıyor. Çünkü yapının içindeki işlenmiş demirin yüz yıllar boyu korozyona maruz kalması ve çoktan yapının yıkılmasına sebep olması gerekirdi.

Ashoka Sütunları

Ayrıca demiri korozyondan koruma teknikleri M.Ö 5.yy’da kullanılmaya başlanmıştı. Ya da Mısır Piramitleri’nin günümüz teknolojisiyle taşınamayacak taşlardan oluşması gibi birçok paradoks halen çözülmeyi bekliyor. Elbette bilim ne derse desin insanların bir fikri hep vardır. Peki bilimin çözemediği bu konu için insanlık nasıl bir çözüm buluyor? Uzaylılar!

uzaylı

Bunca sırrı çözülemeyen yapılar neden çok yüksek değil diye bir soru sordum kendime. Yüzlerce yıl sonra bile sırrını çözemeyecekleri bir şey inşa ediyorsunuz ama yükseklere çıkmak aklınıza gelmiyor. Elbette geliyordu. Fakat bir sorun vardı. Yüksek bir yapının en büyük sorunu üst katlara nasıl çıkılacağıydı. Asansör! İlk gökdelenler asansörlerin icadıyla yükselmeye başladılar. Yani bir teknoloji insanlığın hedefini göklere yaklaştırmıştı. Geçmiş bize gelecek için ilham kaynağı olmalı. Cevabını veremediğimiz sorular bilim için yeni bir heyecandır. Fakat bir bakıma da basiretsizlik yaratabilir.

Pekala ben bütün bunları neden anlattım? Zaman artık düşündüğünüz gibi işlemiyor. Zaten zaman hiçbir zaman düşündüğümüz gibi işlemiyordu. Ağustos ayı neden 31 gün çekiyor desem birçok insan dünyanın dönüşüyle alakalı bir durum olduğunu söyleyecektir. Hatta parmak boğumlarımızın fizyolojisinden dolayı böyle olduğunu söyleyecekler bile olacaktır. Oysa bu tamamen insanın kendini çok sevmesinin sonucudur. Babası Jül Sezar’ın adının verildiği Temmuz ayının 31 gün ama kendi adının verildiği Ağustos ayının 30 gün çekmesine sinirlenen Roma İmparatoru Augustus benim başım kel mi diyerek bugünkü zamanı algılayış biçimimizle oynamıştır.

Augustus

Fakat zaman bugün çok daha farklı bir hal almaya başladı. Zamanla ilgili detaylı bilgiler içeren Zamanın Kısa Tarihi kitabında da anlatılan ve Arthur Eddington tarafından duyurulan “Zamanın Oku” kavramı bize zamanın geçmiş, şimdi ve gelecekten ibaret olduğunu söyler. Peki biz geçmişi nasıl algılarız? Bildiklerimizle. Peki bu ne anlama geliyor? Örneğin geçmişe dair 10 birim şey biliyorsanız bu, zamanın 10 birim olduğu, dolayısıyla bilgi-zaman grafiğinin doğrusal bir eğri olduğu anlamına gelir.

Peki bugün durum nasıl? Bilgi artık zamanla aynı oranda ilerlemiyor. Kendini çok aştı ve zamana tur bindirdi. Eksponansiyel zaman, üstel zaman ya da exponential time denilen yaşadığımız zaman diliminde zamanın 10 birim artması bilginin en az 10 birim artması anlamına geliyor. Bunu şöyle örneklendirebiliriz. 2000 yılında insanoğlunun ürettiği bilgi kadar bilgi sadece 1 yılda üretildi. Ve bugün 2018 itibariyle tahmin bile edilemeyecek boyutlarda bilgi üretimi söz konusu. İşte bunun adı Big Data !

Bilginin bu denli hızlı artışı yeni teknolojiler doğurmaya başladı. Endüstri 4.0 teknolojileri bu bağlamda gelişmeye başladı. Ve bunlardan biri de 3D Yazıcı!

3d yazıcı ile ev yapımı

Nihayet konumuza geldiğimize göre hemen kısaca bahsedeyim. Her ev bir fabrikaya, hayallerimiz ise gerçeğe dönüşecek. Ve bu çok düşük maliyetlerle gerçekleşecek. İstediğiniz her şeyi bir tuşla üretebilecekseniz. Bu yüzyıllardır süregelen üretim metodolojilerinin sonunun yaklaştığı anlamına geliyor. Zira bu yazıcıların ileride en etkin olacağı yer inşaat sektörü olacak.

Aslında birkaç yıldır bu yazıcılar inşaat sektörünün içine girdi. İlk kez Çin’de sonra Hollanda, Japonya, Ukrayna gibi ülkelerde bu yapılar kullanılmaya başlandı.

Dünyada yapılması için en çok zaman harcanan şeyler yapılardır. Dolayısıyla hem zamandan hem maliyetten kar ettiren bu yazıcılar insanlığın geleceği için çok büyük önem taşıyor. Fakat bir sorun var. Biliyorsunuz yapılar genelde ahşap, beton, betonarme, çelik gibi malzemelerle yapılır. 3 boyutlu yazıcılar bu malzemeleri kullanarak üretim yapabilirler fakat mühendislik açısından yüksek binalar yapmaya henüz uygun değiller. Çünkü yapılar doğaya karşı koyarak ayakta dururlar ve bu yüzden mukavemet, süneklilik ya da rijitlik gibi davranışlar sergilemeleri gerekir. Aşırı nüfus artışı ve küresel ısınma dünyamızın en önemli sorunları arasında ve bu sorunları aşmak için dikey yapılaşmanın yaygınlaşması ve onun sonucunda yeşil alanların artması gerekiyor. Ancak geleceğin teknolojisi bu yazıcılar en alçak gökdeleni bile üretecek seviyeye henüz ulaşmış değiller.

Ülkemizde NEF şirketi bu konuda ilk adımı attı ve birkaç ay içinde 3 boyutlu yazıcılarla üretilmiş evler satmaya başlayacağını duyurdu. Nacizane bendeniz de Türkiye’deki ilk 3 boyutlu yazıcılarla yapılmış yapı projelerinden birini Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na ilettim ve bu yolda emin adımlarla ilerlemekteyim.

Mars Şehir Kolonisi

Her durumda büyük resme odaklanmak gerektiğini düşündüğümden bu konuyu uzaya taşıdım. Bunu düşünen oldu mu bilmiyorum. Eğer olduysa lütfen yorum kısmında paylaşın. Elon Musk, Richard Branson, Nasa ya da birçok uzay meraklısı gözünü Mars’a dikmiş durumda. Mars kütleçekimi, içindeki zehirli maddeler ya da yüzey sıcaklığı gibi sakıncalı durumlar barındırsa da dünyamızın alternatifi olabilecek bir gezegen.

Elbette ben konuya inşaat mühendisliği perspektifiyle baktığımda oraya yerleşecek insanlığın nasıl barınacağı konusunu ele alıyorum. Mars’a gidildiğinde klasik inşaat metodlarının işe yaramayacağını tahmin edebilirsiniz. İşte burada imdadımıza 3 boyutlu yazıcılar yetişiyor. Bu yazıcılar bizim Mars’ta kuracağımız medeniyetin baş kahramanlarından biri olacak gibi görünüyor. Elbette bir gün Mars’a gidebilirsek!

7 Yorum

  1. Hikmet kaan yazını okudum. Bir zamanlar marsın new york gibi şehirlerle dolu olduğu bir savaş sonucu yıkılıp bu hale geldiği söylenebilir. Yüzeyin demir tozu kaplı olması delildir.
    Dünya da gelişmişti. Uzaylılar bizim yaptığımız zeki işçiler olabilir. Genetik kopyalama. Bu yazımda Türklerin Vega yıldızından Dünyamıza gelmesini işleyeceğim.
    Biliyorsunuz biz Türkler kepçe izlemeye düşkünüz. Başka hiç bir millette olmayan özellik. Rna mıza işleyen bu özelliki uzaylılar ile yapılan savaştan kazandık.
    Vega yıldızı çift yıldız ve çift gezegendir. Birinde Türkler diğerinde uzaylılar yaşar. Uzaylılar Türklere saldırmakta kaçırdığı Türkleri mankurt yapmaktadır. Belki
    Zülkareyn geldiğinde Uzaylı gezegenini örtecek bir duvar inşa edilir. Önce demir kütükleri taşınır. Bu kütükleri taşıyan kepçeler gemi kadar büyüktür. Kepçelerin çalışmasını izlemek hayranlık vericidir ve kalpteki güç zihni zihne bağlı sinir sistemini çalıştırır ve üreme organına aktarır. Burada Rna mikro işlemci devresinde yazılım ile düzenleme yapar. Bu düzenleme geleceğe taşınan dna mızdır.
    Demir kütükleri dizilince kömür ile ateşlenir ve uzaylıların gezegeni daha yüksek çekim gücüne sahip olduğu için denizin buharlaştırılması sonucu oluşan gazlar hidrojen sülfür uzaylıların gezegenini kaplar. Sonrada elektro manyetik alan üreten uydu ile kaplanır. Sonuçta kendini tamir eden manyetik gaz bulutu oluşur. Bu nedenle kepçe izleriz. Belki

    • Elbette dediğiniz gibi bir durum söz konusu ancak şunu düşünmek gerek dediğim tür bir savaş için ciddi anlamda bir teknoloji gelişmişlik olmalı ve teorim göre biz dünyalılar için benzer bi gelişmişlik için 1 2 yy geçmesi gerekir. Atıklar ve geri dönüşüm ciddi bir problem haline gelmiş olacak bu süre içinde ve biz dünyalılar, eski marsta yaşamış olduğunu vrsaydığım insanlar, bu çözümleri bulmuş olabilir. Yani demem o ki orta da bir kalıntı kalmamış olması bu teoriyi çürümeye yeterli değil.

      • Bu konuda size uzun yazacağım. Mail olmadığı için burada parçalı olacak. Çalışmalarımı tuz gölü projemi ekşi sözlükte paylaşacak biri arıyorum. Vega dan geldik Başka gezegenlere gittik. İlk dünya sonra diğer. Mühendis tv kanalı kuracak kadar kazanırım tanınırsam.

  2. Nacizhane az çok ilgiliyim uzay gezegenler konusunda. Benim teorim şu. Geçmişte marsta yine bizler, atalarımız, vardı. Belki nükleer ya da daha büyük bir savaş sonucunda dünyaya yerleşmek durumunda kaldık. Belki nuh tufanı da oydu, bilemiyorum, şimdi de bir benzeri durum olursa insanlık için yaşayabilmek için bu araştırmaların yapıldığı kanısındayım.

  3. Günümüz teknolojileri ile mars projeleri üretmek saadece psikolojik algı operasyonlaridir. Bir dönem abd ile sscb nin yaptıkları gibi. Bu operasyonların teknoloji gelişimine yararı oluyor ama sonuç odaklı olması çok ama çok imkansız lüzumsuz işler.
    Fututistlerin daha çok ulaşım haberleşme gıda alternatifleri oluşturma gibi alanlarda öngörülerde bulunmaları çok daha mantıklı ve yararlı olabilir.

    • Mars, halen keşfedilmeyi bekleyen birçok gizemle dolu. Ayrıca dünyaya benzerliğinden dolayı dünyayı ve evreni keşfetmemiz konusunda bizi ileri götürecek misyonlar söz konusu. Yorumunuza saygı duyuyorum ve fakat kimse milyarlarca doları böyle bir algı uğruna harcamaz. O parayla algı operasyonu yapılacak sürüyle konu varken ..

Düşünceleriniz Nedir?

Lütfen yorumunuzu buraya yazınız.
Lütfen isminizi buraya yazını.