Evrim mi Yaratılışçılık mı

961
Yaratılışçılık

Evrenin nasıl oluştuğu, bağlı olduğu fiziksel, biyolojik ve kozmik yasaların nasıl tasarlandığı ve bu yasaların nasıl işletildiği sorgusu, yaklaşık 20-25 yüzyıldır zihinleri meşgul etmiş ve halen de etmeye devam etmektedir. İnsanlık, bu sorgunun cevaplanması adına, tarih boyunca yüzlerce değişik evren modeli tasarlayıp, sunmuş olsa da, günümüzde geçerliliğini koruyan yalnızca iki model bulunmaktadır. Yaratılışçılık ve evrimcilik. Bu iki kavram birbirinden farklı öğretiler üzerine kuruludur.

Evrim mi Yaratılışçılık mı

Yaratılışçılık, inanç felsefesinin kadim ve vazgeçilemez bir parçası olma konumundayken, evrimcilik bilimsel bir kuram olarak karşımıza çıkmaktadır. Düşünsel bir sorguya tamamen farklı platformlar üzerinden bakan ve ona cevap vermeye çalışan iki değişik çözümcünün arasında, antagonist bir yaklaşım olması ayrıca şaşırtıcıdır. Din ve bilimin, varoluşun kaynağını sorgulama biçimleri gerçekten de çok farklıdır.

Yaratılışçılık, tüm kainatın sınırsız güç sahibi, tabiat üstü bir varlık tarafından yaratıldığına, yönetildiğine ve denetlendiğine ilişkin inanç sistemleri bütünüdür. Tek tanrılı dinlerle birlikte, tüm doğaüstü olayların Tanrı iradesinde olduğu ve yaratma eyleminin de yalnızca Tanrının yetisinde olduğu fikri üzerine ilişkin bir inanç olgusu hakim olmaya başlamıştır.

Yaratılışçılık nedir

Yahudiliğin eski kitabı olarak kabul edilen Tanah’ta belirtildiği üzere, yaradılış senesi İbrani takvimine göre 5778 yıl öncesi olarak kabul görür. Bizim kullandığımız takvime göre bu tarih M.Ö 3760 yılıdır. Bazı İslami kaynaklarda ise yeryüzünün yedibin yıl önce ve altı günde yaratıldığından bahsedilmektedir. Bazı hadislerde Hz. Muhammed’in yaşadığı döneme kadar bu sürenin 5600 senesinin geçtiği ve 1400 sene gibi bir süre sonunda insanlığın yok edileceği inancına yer verilmektedir. İslami bir yazında ise şöyle bir hadisten bahs olunmaktadır: “Bu ümmetin ömrü bin (1000) seneyi geçecek fakat bin beş yüz (1500) seneyi aşmayacaktır.” Musevilik, Hristiyanlık gibi tek tanrılı diğer dinlerde de yaratılışın tarihi, islamdakine benzer nicelikler göstermektedir. Açıklaması her ne olursa olsun, yeryüzünde hakim olan pek çok inanç sisteminin yaratılış mantığına ilişkin doktrinleri ile, bilimsel verilerin ve tarih içerisinde kayıt altına alınan yaşanmışlıkların birbiriyle çeliştiği aşikardır.

dinler

İnsan türünün yaratılmasına ilişkin tüm ayrıntı, başta kadim tek tanrılı dinler olmak üzere, pek çok dini inançta birbirine benzeyen sıralı olayları içerir. Yaratılış canlı cansız her şey için eş zamanlıdır. Başlangıç zamanı için değişik tarihler verilir. Ancak bu süreçle ilgili yıl sayısı hiçbir yerde dört basamaklı rakamlardan büyük değildir. Ayrıca, bu dinlerin birbirleriyle çelişmeyen pek çok ortak söylemi vardır. Tanrının, yoldan çıkan ve inkarcı olan insan topluluklarını, Nuh tufanı ile cezalandırması bu söylemlerin en çok bilinenlerdendir.
Daha yeni dönemlerde insanların yaradılış ile ilgili görüş ve inançlarında büyük değişiklikler olmuştur. Evrenle ilgili matematiksel ve fiziki verilerin tamamen akıl dışı ve batıl olduğuna inanılan dönemlerdeki fikirlerin, zaman içerisinde yavaş yavaş değiştiği görülmektedir. Bunun gerçek sebebi, bilim dünyasının sunduğu sonuçların geçen yüzyıllar içerisinde insanlar tarafından artık yadsınamaz hale gelmeye başlamış olmasıdır. Bilim, yaratılış üzerine yaptığı pek çok keşfin ardından, ‘soru’nun cevaplanması adına din felsefesine ikinci bir rakip olarak ortaya çıkmıştır.

Nuh tufanı

Şimdi biraz da “evrim” olgusuna şöyle bir göz atalım: Evrim en basit tanımıyla, canlıların kuşaktan kuşağa başkalaşım göstererek, biyolojik ve fizyolojik anlamda değişime uğradığını savunan bir teoridir. Bu teori, tüm insanların, hayvanatın ve nebatın gerçek kökeninin daha önce yaşamış ve yok olmuş türlerine isnat ettiği esasına dayanır. Diğer bir esas ise, türlerin arasındaki belirgin değişimlerin, başarılı kuşaklarda oluşmuş kalıtsal farklılıkların bir neticesi olduğudur. Evrim genel anlamda, bir türe ait oluşumun rastlantısal mutasyonlarla zaman içerisinde farklılaşması anlamına gelmektedir.

evrim

Dünya üzerinde on milyonlarca canlı türü bulunmaktadır. Bu canlılar, türlerinin biyolojik gelişimine göre, akla gelebilecek her türlü farklı tabiat ortamında, iklimde ve koşulda varlıklarını sürdürerek, kendi nesillerinin devamını sağlarlar. Milyonlarca canlı türünün yaşam biçimleri evrimin kaçınılmaz bir neticesidir. Evrime göre, geçmişte yaşamış ve neslini halen sürdürmekte olan insan dahil bugünkü tüm canlılar, kabaca 3 milyar sene kadar önce yaşamaya başlamış tek hücreli mikroorganizmalardan çoğalmıştır.

evrim nedir

Evrimin tam olarak nasıl işlediğinin açıklanması için, halen muteber olan reel terkip, Charles Darwin tarafından XIX. Yüzyılın ikinci yarısında öne sürülen evrim teorisi üstüne kuruludur. Darwin, karmaşık yapıdaki canlı türlerinin evrim neticesinde şekillendiğini ileri sürerek, bilim dünyasının en önemli sorularından birinin cevaplanması için ilk adımı atmıştır. Bu bilimsel görüşe, “Doğal seçilim” adı verilmiştir. Doğal seçilim, yaşadığı ortama başarılı bir biçimde adapte olan organizmaların hayatta kalmasını ve kendilerine ait genlerin alt nesillere aktarılmasını sağlar.

Charles Darwin

Ünlü Mendel kanunlarının yaratıcısı rahip Gregor Mendel’in ileri sürdüğü genetik teorisi, moleküler biyolojinin katkıları ve Charles Darwin’in kuramının da birleştirilmesi sayesinde, evrim teorisinin güncellenmesini ve bugünkü gelişmiş şeklini almasını sağlamıştır.

Yaşamın, başlangıçta ortaya çıkması, evrimin işleyişe girmesi için gerekli bir ön koşuldur. Fakat evrimin nasıl çalıştığını idrak etmek için yaşamın ilk nasıl başladığını bilmek zorunlu değildir. Yapılan deneysel araştırmalar, elimizde herhangi bir canlı türü varsa, evrim sürecinin otomatikman başladığını göstermiştir. Ancak bilim, başlangıçtaki basit yapılı ilk organizmanın nasıl oluştuğuna ilişkin temel sorunu tam manasıyla çözüme kavuşturmuş değildir. Yani yaşamın varlığına nasıl start verildiğine ilişkin, ortak bilimsel bir mutabakat bulunmamaktadır. Bu halen, bilimin aşması gereken büyük bir sorun gibi gözükmektedir.

Buraya kadar bahsettiklerimize kısa bir göz gezdirdiğimizde, kainatın oluşumu hususunda, din felsefesinin “yaratılışçı” dogmatik inancı ile bilimin müspet ve deneysel teorisi (Evrim Teorisi) arasındaki belli başlı görüş ayrılıklarını şöyle sıralayabiliriz.

1- Yaratılışçılık, evren ve canlı cansız tüm varlıkların aynı anda, bugünkü formunda Tanrı tarafından yaratıldığı görüşünü savunurken; evrim, yeryüzünde yaşayan canlıların, tek hücreli mikroorganizmaların milyarlarca yıl süren evrimi sonunda bugünkü haline geldiği görüşündedir.

2- Yaratılışçı düşünce, kainatın geçmişini en çok yedi bin yıl kadar olduğunu bildirmektedir. Oysa ki evrime göre canlı hayatı, yaklaşık 3,8 milyar yaşındadır.

3- Yaratılışçılık, başlangıcından beri tüm hayat deviniminin her anının Tanrı denetiminde, yüce ve kutsal bir farkındalık hali içinde yürütüldüğünü kabul etmişken; evrim, tabiatın, önceden konulmuş doğa yasalarıyla işlediğini, canlıların yaşamlarını devam ettirirken ise doğal seçilimin ve genetik mutasyonların etkili olduğunu iddia etmektedir.

4- Yaratılışçı inanç sistemleri, kusursuz bir bedensel ve zihinsel yapıya sahip olduğu görüşüyle, insan’ın diğer tüm canlılardan ayrı olarak bugünkü fiziki ve mental yapısıyla yaratıldığına inanır. Evrime göre ise, insan, hayvan ve tüm bitkiler en başından beri mikroskobik oluşumların değişimiyle, organizmanın karmaşıklığına bağlı olarak uzun yıllar boyunca sırasıyla oluşmuştur.

Yukarıda belirtilen temel farklılıklar, yaratılışçı inancın ve bu inancı yaşayan tüm insan toplulukların, evrim olgusunu şiddetle reddetmelerinin ve “evrimi kabul etmenin” Tanrıyı inkarcılık anlamına geldiği düşüncesinin temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle, yüzyıllar boyunca din ve bilim, bu anlamda çok şiddetli çatışmalar yaşamıştır. Bu çatışmalar, evrimin temel içeriğinin, özellikle de “Tanrının yaratıcı yüce bir güç olması” ve “kainatın işleyişine müdahil olması” gibi dogmatik inanışları inkar ettiği düşüncelerinin, yaratılışçı görüşe sahip dindar insanlar arasında çok fazla itibar görmesi nedeniyle olagelmiştir. Bahsi olunan, dini inanç düzeni ile bilim dünyası arasındaki görüş ayrılıkları ve bunun getirdiği çatışmalar günümüzde de halen devam etmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 2005 yılında yapılan bir araştırmada, Türkiye’de evrime inanan insanların oranı % 27 ile en düşük oran olarak kaydedilmiştir. Bu oran, ülkemizde yaşayan insanların büyük çoğunluğunun, “evrim olgusunun din karşıtlığı anlamına geldiği” düşünce ve inancına hakim olduğu anlamına gelmektedir.

Peki, bu kavganın önüne geçmenin ve bu iki modeli, barışı sağlayacak bir platformda buluşturmanın bir yolu olamaz mı? Zannımca, insanların dini inançlarını özgürce yaşarken, bilimin sunduğu değerlere de saygı göstererek hayatlarını barış için de sürdürmeleri mümkün gibi görünüyor. Yapmamız gereken şey, bilimin sunduğu keşiflerin, inandığımız dini inanç sisteminin neresinde ve nasıl yer bulabileceğini keşfedebilmektir. Zira tüm bilimsel veriler, evrimin gerçek olduğunu göstermekte ve bilim dünyasında varlığına kesin gözüyle bakılmaktadır. Evrimin işaret ettiği doktrinin hiçbir yerinde, Tanrının varlığına ya da yokluğuna ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Hatta bir adım daha ileri giderek şunu iddia edebiliriz ki; bilim, batıldan, hurafelerden, yanlış öğretilerden uzak, gerçeğe uyan, sevgi ve merhametle dolu Tanrı anlayışımızın yeniden keşfedilmesi ve inancımızın ruhani anlamda daha da pekiştirilmesi yönünde çok önemli bilimsel keşiflere imza atacak ve yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.

Okuyucuların yaradılış ve evrim konularında, farkındalıklarını bir parça da olsa artırabileceği düşünce ve ümidiyle yazımı Emerson’un çok sevdiğim güzel bir sözüyle tamamlamak istiyorum:

“Gördüklerim beni görmediğim yaratıcının varlığına inanmaya zorluyor.” Ralp W.Emerson

7 Yorum

  1. “Evrenle ilgili matematiksel ve fiziki verilerin tamamen akıl dışı ve batıl olduğuna inanılan dönemlerdeki fikirlerin, zaman içerisinde yavaş yavaş değiştiği görülmektedir. Bunun gerçek sebebi, bilim dünyasının sunduğu sonuçların geçen yüzyıllar içerisinde insanlar tarafından artık yadsınamaz hale gelmeye başlamış olmasıdır. Bilim, yaratılış üzerine yaptığı pek çok keşfin ardından, ‘soru’nun cevaplanması adına din felsefesine ikinci bir rakip olarak ortaya çıkmıştır.“

    Buradaki söz konusu fikre sahip dinlerin genellemesi son derece yanlış olmuş, izninizle bunu söylemem gerekir.
    Zira, ayni seyi bilhassa hristiyanlik icin söylemek mümkün olmasa da, Islam kendi tarihi boyunca asla „evrenle ilgili matematiksel ve fiziki verilerin tamamen akil disi ve batil oldugunu” savunmus degildir. Öyle saniyorum ki yazar bu noktada ya eksik araştırma yapmış, ya da “hristiyanligin bilim ile iliskisinin” etkisinde bu yazıyı kaleme almış. Yoksa Kur’an’da gecen ve bilimsel gerceklerden bahseden onca Ayeti ve bilimsel buluslarini zamanında batinin dahi dört gözle takip ettigi müslüman bilim adamlarının buluslarini görmezden gelmezdi zannımca (Konu ile ilgili olarak Prof. Dr. Fuat Sezgin’in Islamda Bilim Ve Teknik 1,2,3,4 ve 5 eserlerine bakılabilir).

    Yeri gelmişken bu konuda Kur’an’da gecen Ayetlere de bir kaç örnek verelim dilerseniz:

    “Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurta veya embriyodan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra da) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki, size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefât eder; yine içinizden kim de ömrün en verimsiz çagğına kadar götürülür; tâ ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hâle gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir hâlde görürsün; fakat biz; üzerine yağmur indirdiğimzide o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.” (Hac/5)

    “Andolsun biz insanı, çamurdan (süzüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe hâline getirdik. Sonra nutfeye alaka (aşılanmış yumurta veya embriyo) yaptık. Peşinden, alakayı, mudga (bir parçacık et) hâline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratılışla insan hâline getirdik. Yapıp-yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.” (Mü’minûn/12-14)

    “Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi tâkip ettiğinde (ışığını ondan aldığında) aya yemîn olsun.” (Şems/1-2)

    “Ay için birtakım yörüngeler tâyîn ettik. Nihâyet o, eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler.” (Yâsîn/39-40)

    “Güneş ve ay bir hasâba göre (hareket etmekte)dir.” (Rahmân: 5)

    “Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah’ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu doğru hesaptır. (…)” (Tevbe/36)

    “Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyâcınızı karşıladık. (Böyle yapmasaydık) siz suyu depolayamazdınız.” (Hicr/22)

    • Korkarım sözünü ettiğim şeyi anlayamamışsınız. Siz Kuran’daki bilimsel ifadeleri yazmışsınız. Biz kutsal kitapların içeriğine hiç bir şey demedik. Eğer insan okumazsa, insan zihni kabul etmezse kitabın içindekilerin bize faydası olabilir mi? Bilim, geçtiğimiz yüzyıllarda müslüman ülkelerin halklarının içine girememiştir. Toplı Anadolu’daki gibi. Bilimle ilgilenenler yalnızca az sayıdaki müslüman bilim insanlarıyla sınırlı kalmıştır. İbn-i Haldun vb. Oysa siz yapılan bilimsel keşiflerden değil, kutsal kitabımızın ayetlerini anlatmışsınız. İkisi farklı şeyler. İlginize teşekkür ederim.

  2. Bir Yaratıcının var olduğunu anlamanız için O’NU görmeniz gerekmez. Sadece eserlerine bakmanız yeterli. Pozitif bilimin ortaya koyduğu kanunlar YARATICININ var olduğunun kanıtıdır.Bu konuda her türlü BİLİMSEL tartışmaya hazırım

    • Bilim dogmalarla ilgilenmez. Evren gibi bilim de diyalektik temelle çalışır. Yani sürekli kendini yeniler. Bir yaratıcının varlığına inanmak tartışmaya kapalı surette dogmatiktir. Bütün kanunlar evrenin kendi yasalarıyla pekala açıklanabilmektedir. Bilimsel açıdan bir yaratıcıya inanmanız sorun teşkil etmez. Çünkü bu bilimin işi değildir.

Düşünceleriniz Nedir?

Lütfen yorumunuzu buraya yazınız.
Lütfen isminizi buraya yazını.