Dini İnancın Plasebo Etkisi

2108

Psikiyatrinin konusu olan hastalıkların ciddi bir bölümünün, istisnalar hariç, hastaların doğrudan duygu durum haliyle ilintili olduğunu hemen hepimiz bilmekteyiz. Duygu ve düşüncelerin içinde gizlenen hatalı bilişlerin, pek çok ruhsal hastalığın starteri durumunda olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır. Tabii ki bu hastalıkların tamamının bilişsel kurgu hatalarından kaynaklandığını söyleyemeyiz. Diğer bir deyişle, psikiyatrik rahatsızlıkların önemli bir kısmının, duygu durum halinden bağımsız olarak, genetik, biyolojik vb. sebeplerle ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Depresyon

Örneğin beyindeki nöroadrenalin, dopamin, serotonin gibi biyokimyasal salgıların düzensizliği, bazı ruhsal hastalıkların doğrudan sebebi sayılmaktadır. Duygu durum halinin hasta tarafından bilişsel davranış modeli dahilinde kontrol altında tutulabildiği durumlar, ne yazık ki hafif depresyon şikayetleri ile sınırlı kalmakta. Örneğin endojen depresyonlar ile majör depresyonların büyük bölümünde, farmakolojik bir müdahale olmaksızın, tedavinin tamamlanması neredeyse imkansız gibidir. Buna karşın, söz gelimi hafif depresyon vakalarında ilaçla tedaviyi gerektirmeyen, psikoterapi esaslı sağaltım uygulamaları hasta için yeterli olabilmektedir.

Öte yandan yine klinik, atipik ya da psikotik özellikli görece ağır seyreden depresyon olguları hariç olmak üzere, hafif ya da orta ölçekli depresyonlarda, hastanın moralinin yüksek olması ve motivasyon uyumunun sağlanması, tedavinin akut dönemini kısaltmakta ve daha nitelikli hale getirmektedir. Özellikle, sosyal ilişkilerinde başarılı, aile içi iletişimi sağlıklı, sosyal sorumluluk projelerine katkıda bulunan, muhafazakar ve dindar kişilerde depresyona yakalanma ihtimalinin düştüğü ve hastalık süresinin önemli nispette kısaldığı görülmektedir.

Plasebo Etkisi Nedir

Bu makalede, yukarıda bahsettiğimiz psikososyal destek sağlayan unsurlar içerisinde, psikiyatrik hastalıkların önlenmesi ya da mevcut semptomların giderilmesi yönünde, dini inancın kişiye nasıl ve ne ölçüde fayda sağladığı hususuna değinilecektir.

Her şeyden önce şunu belirtmeliyiz ki, yoğun, yorucu ve karmaşık gündelik hayatın içinde koşuşturup duran milyonlarca insanı gözlemlediğimizde, aslında dini ritüellerin, dayatmayla kabullenilmiş batıl ibadet kalıplarının ve hatta zaman içerisinde o dinin özgün bir parçasıymışcasına ruh dünyamızın tam ortasına arsızca yerleşen yobaz tarafımızın, gerçek içsel inanç olgusunun arka plana atılmasına sebep olduğunu teessürle görmekteyiz. Tabii ki, milyonlarca insanda ise, gerçek dinsel inancın, manevi izlerini bulmak mümkündür. Bu şekilde hisseden ve öyle yaşayan insanlar üzerinde, dinin ve inancın pozitif etkilerini fark etmemek mümkün değildir.

dinler

Burada “inanç ve “din” kavramlarının net bir şekilde biribirinden ayrıştırılması gerektiğini düşünüyorum. İnanç, inandığımız yüce bir yaratıcı ile aramızda olup biten uhrevi ve sağlam bir bağdan ibarettir. Bu olguda ikinci bir özne yoktur. Aslında kanımca ikinci bir özneye ihtiyaç da yoktur. Bu bağ, samimidir, saftır ve özneldir. İnanç kavramının bu mütevaziliğine karşın, din çok daha karmaşık, çok daha ayrıntılı, çok daha kuralcı ve sürekli genişleyen bir yapıdadır. Dünya üzerinde 4300 civarında farklı din vardır diyebiliriz. İnsanların çok büyük bir kesimi bu dinlerden birine mensuptur, ya da öyle olduğunu düşünmektedir. Yani, örneğin hristiyanlığın hiçbir gereğini yerine getirmeyen, hiçbir dini ritülle ilgilenmeyen bir kişi kendisini hristiyan olarak adledebilmektedir. Dini sahiplenmedeki yüksek oranlı istatistikler, sıra inanç olgusuna geldiğinde, ibre aşağı vurmaktadır. Yeryüzündeki insanların yaklaşık %84 ü kendini, bilinen dinlerden herhangi birisine dahil saymaktadır. Bu, gerçekten de yüksek bir orandır.

Din olgusunun, iyi insan olma yolunda kişilere etkili bir katkı sağladığı, ve bununla ilgili farkındalık düzeyinin de giderek arttığı bilinen bir gerçektir. Yapılan araştırmalarda dini ibadetlerini düzenli olarak yerine getiren insanların, diğerlerine göre daha az depresif olduğu görülmektedir. Ancak, bu olumlu etkinin hatırı sayılır bir kısmının, dinsel ritüellerin gerçekleştirilmesi esnasındaki psiko-sosyal iletişimden de kaynaklanıyor olabileceği göz ardı edilmemelidir. Müslüman erkeklerin Cuma namazlarında bir araya geliyor olmaları bu durum için doğru bir örneklemedir. İbadetini tamamlayan insanların camileri terk ederken, Tanrıya karşı dini görevlerini yerine getirmiş olmalarının verdiği rahatlık ve ferahlık duygusunun yanı sıra; eşinin, dostunun, komşusunun hatırını sorarak, bir anlamda sosyalleşmiş ve kısa bir süre için de olsa o topluluğun bir parçası olması kendisini iyi hissetmesini sağlamıştır. Toplu ibadetlerin haricinde, kişisel ibadet ve duaların da antidepresan bir etki sağladığı çoktan beri bilinmektedir.

Spesifik bir örneklemede, evlat kaybı yaşayan inançlı anne-babaların, yas dönemlerini, görece daha hafif depresyon atakları ile atlatabildikleri görülmüştür. Özellikle klinik depresyon vakaları olmak üzere, pek çok psikiyatrik bozukluğun temelinde “ümitsiz kalma” olgusu tek başına neden teşkil edebilmektedir. Bilindiği gibi, pek çok dini öğreti, inananlarına, içerisinde acı ya da keder bulunmayan “öbür dünya” kavramını vaat etmektedir. Tanrı tarafından verilen sözler kati sayıldığından, inançlı insanların yaşamın güçlüklerine ve acı duygusuna karşı çok daha dirençli olacağı tartışma götürmez bir gerçektir.

Dini inanç, kişilerin önemli bir bölümü için, hayatı anlamlandırmak adına çok güçlü bir olgudur. “Öteki dünya” düşüncesi, ölüm korkusunu hayatın içinden çekip çıkarmak için çok etkili bir araçtır. Ancak göz ardı edilmemesi gereken önemli bir husus var: Kişinin benlik bilicinde nasıl ve hangi nitelikte bir Tanrı algısı olduğu çok önemlidir. Sevgi dolu, şefkatli, merhametli bir Tanrı imgesi, depresif duygu durumu halinde olumlu anlamda son derece etkili olacaktır. Oysa ki zihninde oluşturulan Tanrı, kızan, ceza veren, kesintisiz yargılayan bir Tanrıysa, kişinin psikiyatrik durumunda kötüleşme olması da kaçınılmazdır. Dolayısıyla böyle vakalarda, Tanrı imgesi, depresyon, anksiyete, kişilik bozuklukları, umutsuzluk ve suçluluk gibi tedavisi zor olumsuz sonuçlar doğurabilecektir.

Yukarıda, din ve inanç üzerine yapılan değerlendirmelerde, inancın ya da inancın getirmiş olduğu Tanrı imgesinin, hangi inanan tarafından ne denli kabul gördüğünü, başka bir deyişle, Tanrıya olan inancın ne kadar gerçekçi olduğuna ilişkin bir yorum bulunmadığını fark edebilirsiniz. Her insan kendi inancını en doğru inanç şekli, diğerlerini ise batıl sayma eğilimindedir. Dolayısıyla, benim dışımda kalan diğer tüm dinlere saygı gösteriyor ve onları anlamaya çalışıyor olsam da, aslında onarın inançlarının ruhsal durumlarını iyileştiriyor olması benim için tıptaki plasebo etkisinden başka bir şey değildir.

Plasebo Etkisi

İlginizi çekebilir: plasebo etkisi nedir

Sonuç olarak, dinsel inancın ve Tanrı imgesinin zihinde olumlu olarak içselleştirildiği, ibadet, dua ve dini ritüellerin düzenli olarak gerçekleştirildiği kişilerde depresif duygu durumunun hafiflediği; tersi durumda ise intihara kadar varabilen olumsuz durumların giderek kötüleşme eğiliminde olduğunu söylemek mümkün görünmektedir. Ancak, ekstrem halleri bir kenara koymamız halinde, ibre, genel olarak dini inancın, psikiyatrik sağaltımda etkili olduğu gerçeğine işaret etmektedir.

Son söz:

“Herkesin ne olursa olsun hayatta kalmak için savaşım verdiği bir dünyada,
ölmeye karar verenleri anlamak kolay mı?”

Veronika Ölmek İstiyor
Paulo Coelho, 1998, sf:24

2 Yorum

  1. Merhaba 👋 yazınızı büyük bir keyifle okudum ve çok etkilendim. Sizde izin verirseniz eğer bu yazıyı video haline getirip seslendirmek istiyorum. İzin verir misiniz? Umarım verirsiniz. Şimdiden çok teşekkür ederim. İyi çalışmalar dilerim

Düşünceleriniz Nedir?

Lütfen yorumunuzu buraya yazınız.
Lütfen isminizi buraya yazını.