Evrendeki ilk Madde Nasıl Oluştu

9723
evrendeki ilk madde nasıl oluştu

Merhabalar bu yazıda sizlere Dennis Wildfogel’in Big Bang’den bu yana evrendeki maddelerin nasıl oluştunu anlattığı konuşmasını aktarmak istiyorum. Hemen aşağıda videonun türkçe dublajını izleyebilirsiniz. Muhammed İşçi arkadaşımız tarafından sizler için hazırlanmıştır.  Etrafımızda ki tüm maddesel nesneler molekül adını verdiğimiz mikroskobik birimlerden oluşmuştur. Molekülleri oluşturan birimler ise atomlardır. Moleküller sıklıkla dağılıp yeni moleküller oluştururlar. Öte yandan, yaşamımız boyunca karşılaştığımız neredeyse tm atomlar, batığınız topraktakiler, soluduğunuz havadakiler, yemeğinizdekiler, siz dahil her canlıyı oluşturanlar milyarlarca yıldır varolagelmiştir. Bu atomler gezenemize hiç benzemeyen yerlerde yaratılmışlardır. Sizin ile bu atomların nasıl oluştuğunu paylaşmak istiyorum.

Peki ilk madde nasıl oluştu? Her şey 14 milyar yıl önce büyük patlama dediğimiz bir olay ile başladı. Sadece gazdan oluşan bir evren ortaya çıktı. Ne yıldız vardı, ne de gezegen. Gazı oluşturunlar sadece en basit elementlerin atomlarıydı. Yaklaşık yüzde 75 Hidrojen, geri kalanıda Helyum idi. Karbon, oksijen, azot gibi elementler yoktu. Demir, gümüş ya da altında yoktu. Bazı bölgelerde bu gazın yoğunluğu daha yüksekti. Kütleçekim nedeniyle bu bölgeler daha fazla maddeyi çekti. Böylece kütleçekleri daha da arttı. Daha gaz çektiler ve böylece sürüp gitti. Sonuç olarak, büyük ve yoğun gaz topları biçimlendi. Kendi kütleçekimleri nedeniyle büzüşüp içten içe ısındılar. Bir noktada, böyle bir topun sıcaklığı nükleer füzyon için yeterli bir duruma geldi. Hidrojen atomları şıkışarak helyum gazlarını oluştururken büyük bir enerji salınımı olmaktaydı. Gücü, kütleçekiminin büzüştürmesine karşı koymaya yetiyordu. Füzyon tepkimelerinden salınan itici enerji, kütleçekimin gazları enerjisine eşitlendiğinde bir denge oluşmaktaydı. Böylece bir yıldız doğdu. Yaşamı sürecinde, ağır bir yıldızın çekirdeğindeki füzyon tepkimeleri helyumun yanı sıra, karbon, oksijen, nitrojen ve periyodik tablodaki demire kadar olan diğer tüm elementleri de üretir. Fakat en sonunda merkezdeki yakıt biter ve yıldız tamamen çöker. Bu durum, süpernova denilen, inanılmaz derecede güçlü bir patlamaya neden olur. Süpernovaların nasıl element ürettiklerine dair iki önemli nokta var.

Birincisi, bu patlama öylesine güçlü bir enerji salar ki füzyon rahatlıkla gümüş, altın ya da uranyum gibi demirden de ağır elementlerin atomlarını oluşturur.

İkincisi, yıldızın merkezinde birikmiş olan karbon, oksijen, azot, demir gibi tüm elementler de süpernova patlaması anında yaratılanlarla beraber uzaya saçılıp gider ve orada zaten var olan gaza karışır. Sonra tarih tekerrür eder. Gaz bulutları artık, kendi hidrojen ve helyumlarından başka pek çok element içerdiklerinden, nispeten yüksek yoğunluklu alanları olur, buralar daha çok madde çeker ve sürece girer. Yine, yeni yıldızlar oluşur. Güneşimiz yaklaşık 5 milyar yıl önce böyle doğmuştur. Yani onu doğuran gazın kendisi evrenin başlangıcından beri gerçekleşen süpernova patlaması kaynaklı pek çok elemente sahipti. Onun için güneş bütün elementlerle doludur. Yinede yüzde 71 lik hidrojen çoğunlukta olup, geri kalanın çoğuda yüzde 27 helyumdur. Fakat unutmayın ilk yıldızlar sadece hidrojen ve helyumdan oluşurken günşin yüzde 2 si periyodik tablodaki diğer elementler oluşturuyor.

Peki ya Dünya? Gezegen oluşumu, yıldız oluşumuna bağlı bir süreç olup, yıldızın kendi gaz bulutundan ortaya çıkar. Bizimki gibi küçük gezegenlerin fazla hidrojen ve helyum tutmaya yetecek kütleçekimi olmazi çünkü ikiside çok hafiftir. Dolayısıyla karbon, oksijen, azot ve diğerleri her ne kadar Dünya’yı doğuran gaz bulutunun yüzde 2 si olsa da bu ağır elementler gezegenimizin malzemesini biçimlendirmiştir. Bunu bir düşünelim; hidrojen ve helyum dışında yürüdğümüz zemin, soludğumuz hava, kendiniz, bütün her şey yıldızların içinde yaratılmış atomlardan oluşmakta! Bilimcilerin bu konuya ilk eğildiği 20. yüzyılın ilk yarısında, ünlü astronom Harlow Shapley söyle demişti: ” Biz kayaların kardeşi, bulutların kuzeniyiz.”

Evrendeki madde nasıl oluştu video sesi yükseltmeyi unutmayınız. Video sesi kısık olabilir.


Yazımızı Beğendiniz mi?
Oğuzhan Mallı

Merhaba Ben Oğuzhan Mallı Mühendis Beyinler sitesinin kurucusuyum, Bir süre Karadeniz Teknik Üniversitesinde Elektrik ve Elektronik mühendisliği okuduktan sonra, yurtdışında eğitimime devam etmekteyim. Advanced seviyesinde İngilizce ve Rusça bilmekteyim. Yazılarımda yaptıklarımla, düşüncelerimle ilgili pek çok şey bulabilirsiniz. Yorumlarınız, düşünce ve tavsiyeleriniz benim için çok önemli. Yalnızca “Merhaba, buralardaydım.” demek için dahi olsa vakit ayırıp bıraktığınız her bir yorum için çok teşekkür ederim. Bütün yorumlara cevap vermeye çalışıyorum.

9 Yorum

  1. Bilimsel Bilgi ve Teokratik Bilgi tamamıyla farklıdır. Bilimsel doğrular somut ve rasyoneldir. Ayet ve hadisleri kattığınızda bilimsellikten çıkıp müftünün cuma hutbesine benzer. İnanç vicdanda yaşanır ve ahlakidir. Soyuttur. Bilimsel Bilgi ise devamlı somut koşulların somut tahlili doğrultusundadır. Rasyonel aklın alanıdır. Bilime teokrasiyi bulaştırırsanız ‘akıl ötesi’ savlarıyla marsa gidip koloni kuracakken milattan önceki mağaralara dönüş yaptırırsınız insanlığı. O söz konusu lafların muhatabı ‘ Allame -i Cihan bile olsan bilgin karşındakinin anlayabileceği kapasitesi oranındadır.’ Yüzyıllar öncesindeki ilkel toplumların yaşayış felsefesini çağa uygulamadan tafra yapmak deve kuşu politikasıdır. Akıl üstü matematik ve fizik biliminde negatiftir ve yok hükmündedir. Ve bizim yaşadığımız evren pozitif kanunlarla yönetilir. Var hükmündedir. Saygılarımla. 11/10/2017

  2. Yazarın konuyu okuyucuya ulaştırma çalışma çabasını, paylaşma gayretini tebrik diyorum. Ancak okuyuculardan gelen garip yorumlar üzücü.

    Her cevap yine kendi sorusunu üretecek bundan normal bir şey olamaz. Akıl üstü cevap da neyin nesi? Akıl üstü olan şey cevap olamaz, akılüstü cisminde cevap siye birşey tanımlı değildir ilk olarak. Yani “akıl üstü olan şey” cevap üretemez, çünkü zaten soru ve cevap akıl dairesinin “has” kümütatif yönüdür. Aklın düzlemi ise mantıktır, soru sorup neden sonuç ilişkisi oluşturmaya çalışır insan.

    Kur’an “uğraşmayın akledemezsiniz aklınız ermez yani mantık bulamazsınız” demez hem de hiçbir yerinde. İkincisi, halbuki demek lazım gelir ki Kur’anın gelişiyle zânn üstüne yani zannedişe(inanışa) göre iş oluş açıklama işi bitirilmiş olayların açıklanışı emanet dairesine yani emin oluş yani iman yani (bazıları varsın şok olsun) sorgulayış, neden sonuç buluş dairesine teslim edilmişti. İman etmek sorgulamaktır soru sormaktır. Sorgulayan insan kendisi kabul etsin ya da etmesin çevresi ona ateist desin ya da demesin aynı zamanda Allah’a iman eden insandır, iman eden insan zânnı üstüne yani inanışı üstüne olay ve olgu açıklamaktan kendini men eder. Hâl böyleyken kendi inanışı kendi zânnını Kur’an sanki böyle ifade ediyormuş gibi açıklamaya ise hiç çalışmamak gerekir, yani Kur’an üzerinden manüpülasyon yapılmamalıdır. Kur’an akledemezsiniz kasmayın bulamazsınız aklınız ermez demez hem de hiçbir yerinde, lütfen kendi inanışlarımız heva ve heveslerimize Kur’anı alet etmeyelim. Kur’an aklınız ermez akledemezsiniz demez, açık bulamazsınız der. Sorun cevap üretin der. İnsan için Kur’ana göre her şey akıl dairesindedir. Soru sormaktan imtina etmeye gerek yok, Kur’an soru sormaktan kıllanmaz(!) üstelik teşvik eder, Hz İbrahim Hz Musa gibi net örnekleri vardır “hani neredesin göster kendini” diyen bir ateist değil bir peygamberdi, hz ibrahim’e neden diye sorulunca ise “mutmain olmak için” der. Şimdi bu soruları soranlara ateist diyorlar dediğinizi duyar gibiyim, o zaman da ateist diyorlar hatırlayın ateşe atıyorlardı… Hz Muhammed de dahildir, peygamberler olaylar karşısında şöyle bir durup akletmiş yani mantık ile sorgulamış, yollarında devam edenlerden de sorulamalarını istemişlerdir. Birilerinin soru sormayı sorgulamayı sevmemesini sorgulamaktan kıllanmasını anlayabiliyorum çünkü Kur’anda sürekli “lem tekûnû ta’kılûn(ta’kılûne)” gibi veya “e fe lâ ta’kılûne” gerçekler (ayetler) varken Kur’an tarih boyunca insanoğluna akledin, akletmeyecek misiniz, akletmezler vb dendiğini bildiriyor ve yine akledin diyor; öyleyse böylece gelip yaşamakta olan bir zümre kavmler içinde mevcut ve kavmleri kene gibi sömürüyor. Eğer birileri aklederse kendi düzenleri işlemeyecek çünkü.

    Ancak akletmeye sorgulamaya çalışanlara menfaat gereği toplum içindeki bir zümrenin engel olmaya çalışmasına, akletme gayretini alaya almalarına Allah’ın ne gözle baktığını çok iyi biliyorum. Bilmeyen varsa dikkatlice okusun artık lütfen, “ve yec’alur ricse alâllezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).” akletmeyenlerin üstüne pislik yağdırılır. Dikkat ettiniz mi andığımız Yunus Suresinin 100 nolu ayetinin etrafında da zann geçmez inanışla ilgili bir şey yoktur, hep emanet emin mumin gibi sorgulayış ve akledişle ilgili kavramların yüceltildiğini görülür. Bırakın artık bu inanışa göre açıklama yapmayı, emanete gelin, iman edin yani sorgulayın sebep sonuç araştırın, bilim yapın.

    Ayrıca 5 sayfada bir akletmez misiniz diye soran, inanışı zannı terkedin emanetle gelin sorgulamayla gelin diyen bir kitaptan bahsedecekse eleştiri yapacak kişi, “akıl üstü” kavramını artık şöyle bir kenara koysa iyi eder.

    Yazınız gerçekten çok güzel, büyük patlama sorgulayışımızda dikkat çeken bir yer var “Bazı bölgelerde bu gazın yoğunluğu daha yüksekti.” neden o bazı bölgelerde yoğunluk dolayısıyla vektör diverjansı mantığıyla basınç yüksekti o bölgelerdeki madde-enerji / enerji-madde birikim neye göre olmuştu? CERN ‘de tartışılan ana başlıklardan birisi de bu piezonucleer position…

    Madem Kur’an, o halde zânnedişle değil, sorgulayarak sorulara cevap arayarak yani emanetle sorgulayışla kalın yani mümin olun. Zira mümin oluş budur mümin oluş sorgulayıştır.

    Aksi durumda İmamı Azamı hapiste öldüren zihniyetin hâlâ insanlığa tahhükküm ettiği şekilde düşünmeye devam edersin, “sorgulamayı bir bırak önce bi inan hele, sonra bi ara iman edersin”…

  3. Bilgilendirici bir yazı olmuş. İsteyen arkadaşlar bu konu ile ilgili Zariyat 47 / Enbiya 30 / Fussilet 11 ayetlerine bakabilirler.

  4. İsviçre’nin CERN kasabasında büyük Hadron çarpıştırıcısı deneyleri niye yapıldı? Ne araştırılıyordu? Bunları incelemeden makalenin adını oluşturan soruya cevap aranmaz. CERN’de aranan işte bu soru. Higgs bozonu, Higgs enerji alanı teoreminin kanıtı arandı ve bulundu. Nedir bunlar? Maddenin enerjiye dönüşümü E=mc2 formülü ile biliniyor. Yıldızlarda ve atom bombasında madde enerjiye dönüşüyor. Büyük patlamada saf enerji ortaya çıktıysa, bu enerji maddeye nasıl dönüştü? Higgs, çok kısa sürelerle oluşan alanlardan geçen enerjinin maddeye dönüştüğünü iddia etti 30 yıl önce. Matematik modellemede sorun görünmüyordu. Peki! Pratikte bu gerçekten böyle miydi? Büyük Hadron çarpıştırıcısı işte bu sorunun yanıtını verdi bize. Işık hızına kadar hızlandırılan protonlar çarpıştırıldı ve açığa çıkan enerjinin daha sonra nasıl davrandığına bakıldı. Einstein, bir cismin hızının ışık hızına yaklaştığında kütlesinin sonsuz olacağını buldu. Işık hızına kadar hızlandırılan protonların kütlesi kalmayacağına göre, çarpışma sonrasında da madde gözlemlenmemesi gerekirdi. Ama gözlemlendi. Yani önce madde enerjiye çevrildi, sonra enerji başka formda tekrar maddeye dönüştü.

  5. dostum makalenin adını “Evrendeki ilk Madde Nasıl Oluştu” yapmışsın. İkinci maddeden başlamışsın bu güne kadarki tüm maddeleri yazmışsın. Bi tek büyük patlamanın nasıl oluştuğunu yazmamışsın. diyelimki yazdın.. Dedinki “büyük patlama” olayı “osman” olayından dolayı olmuştur. Ozamanda derlerki adama “osman” olayı nasıl oldu peki? dersinki oda “veysel” olayından olmuştur. peki bu cevaba “veysel” olayı nasıl olmuştur demezler mi? derler tabi. yani her cevap yeni bir soru meydana getirir, o yüzden bu soru “akıl üstü” bir cevap gerektirir. “akıl üstü” cevapları sen verebilir misin peki? Oda olmaz. Olmamışta zaten.. Bu sebepledirki bu soruyu soran kişi “akıl üstü” bir varlık arayışındayken “akıl dışı” sübliminal mesajlar içerisinde bulur kendini. Bu soruya Kuran’ı Kerim’in cevabı vardır. İnanırsın, inanmazsın. ama ne olursa olsun cevap “Akıl üstü”dür. Yani ortada bir cevap vardır. Bizi çaresiz bırakıp teslim olmak zorunda kalmamızı sağlayan soruların en başında gelir bu soru.

  6. Bence bukadar cok madde tek bir big bang den olumamistir. Milyon, milyar, hatta trilyon tane big bang tane den olmustur

  7. İlk atom parçası hala açıklanmamis ? Bilginiz varsa paylasirmisiniz ? Benim bi arkadaşım allaha inanmiyor ilk madde enerjinin yogunlasmasindan olusuyor diyor ‘ve enerji sonsuzmus yaratilamazmis hep varmis ? Sacma değil mi ?

  8. Gayet bilimsel bir açık açıklama olmuş. Ayrıca mehmet bu konuyla ilgili kalın kalın kitaplar var bu sitede yazanlar özet zaten.

  9. İLK madde veya ilk atom ilk gaz .. nasıl oluşmuş 2 paragraf okudum hala soru ile alakasızdıda biri özet geçsin lütfen

Düşünceleriniz Nedir?

Lütfen yorumunuzu buraya yazınız.
Lütfen isminizi buraya yazını.