Unipolar Bozukluk Nedir

2289
Unipolar Bozukluk

Genç adam evine geldiğinde, hem bedenen hem de zihnen çok yorgundu ve bitkin bir haldeydi. Moralsiz bir ruh haliyle yatmaya hazırlanıyordu. Çaresizlik her yerini sarmış gibiydi. Bir yığın sorunla mücadele etmekten yılmıştı artık. Saat gece yarısını geçmişti. Başını yastığa koydu usulca ve biraz olsun rahatlamayı bekledi. Yatağın içinde endişe ve korku hakimdi. Sonra, bir anda kafasının içinde çıtırtıya benzer bir şey duydu sanki. Ve o anda duygu durumu birden o güne kadar hiç olmadığı derecede aşağı vurdu. Korkunç hissediyordu. Ama her nasılsa uyumayı başardı. Bayılmış gibiydi.

Saat gece 3 gibi sanki biri dürtmüş gibi uyandı. Aynı işkence başında dikiliyordu. Tüm hayatı boyunca hiç böyle korkunç bir durumla karşılaşmamıştı. İçinden akıl almaz bir gürültü çıkıyordu. O ses her yeri kaplamıştı. Feryat eden benliğinin sesi. Yatağın içinde sırt üstü yatarken, gözleri tavandaydı. Ruhu adeta kan ağlıyordu. Hüzün hiç bu kadar vahşi olmamıştı. Yaşamla ölüm arasında bir yerdeydi sanki. Nasıl korkunç bir hissediştir bu?

Unipolar depresyon

Halbuki, tam olarak ne olduğu hakkında en küçük bir fikri bile yoktu. Neden sonra yaşadığı şeyin ruhsal bir hastalık olabileceğini düşündü. Peki ne yapacaktı? Ölemezdi. Daha çok gençti. Ölmeyi de hak etmiyordu zaten kendince. Zehirli dumanla boğulmuşcasına hasar almış zihnini son bir gayretle çalıştırdı ve kendince belli belirsiz bir plan yaptı. Saatler adeta işkenceyle geçti. Rüyadaymışcasına kalktı ve üstünü giydi. Her sabah yaptığı gibi kapının önündeki işyerine ait aracı alacak, mesai arkadaşlarını almaya gidecek ve onlardan yardım isteyecekti.

Mart ayının 31. Günüydü. Hava ayazdı. Aşağı kapının önüne indiğinde bir anda aptallaştı. Gördüğü şey karşısında şaşkındı. Çünkü her yer maviye dönük puslu bir griye boyanmıştı. Algısını düzeltmeye çalışıyordu ama değişen bir şey yoktu. Bunun depresyona ait bir algı bozukluğu olduğunu çok daha sonra öğrenecekti. Arabaya binip motoru çalıştırdığında, onu yürütebileceğini, ayaklarının otomatikman her zamanki görevini yapabileceğini hiç zannetmiyordu. Ama oldu. Ayaklar işini yaptı ve otomobil ilerledi. Gidiyordu. Bir an zihninde, aracın dışına çıkıp kendi haline baktı. Aracı kullanan normal bir adam görüyordu orada. Ama sadece beden duruyordu, içindeki ruh parçalanmış, tuzla buz olmuştu.
İki arkadaşını da alıp, durumu dilinden geldiğince anlattı onlara da. Birlikte Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine gittiler. Perişan haldeki genç adam biraz soluklandıktan sonra, doktora “Nedir bu, neler oluyor bana?” diye sordu. Psikiyatri uzmanının cevabı netti: “Majör depresyon”.

Majör depresyon ya da diğer bir deyişle unipolar bozukluk, tek uçlu çökkünlük halidir. Çökkünlük hali psikiyatride genel bir ifadeyle depresyon olarak da anılır. Çok kabaca, her 6 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kere depresyona girer. Depresyon yaşayan insanlar, aynı anda birden fazla depresif etkene maruz kalan kişilerdir. Duygusal, içe dönük, kırılgan, görece çözümsüz bilişler yaşayan, çocukluk döneminde yeterli ebeveyn ilgisi alamayan, başından kötü yaşam olayları geçmiş, yeterli psikososyal desteği olmayan, bazı kronik hastalıklarla mücadele halinde olan kişiler, depresyona çok daha meyillidirler.
Ayrıca, genetik ve biyolojik etkenler de depresyonun sebeplerindendir. Fiziki ya da cinsel tacizler, işini kaybetme ya da aile içi iletişimsizlik, yetersizlik duyguları ve bunlara benzer pek çok etken depresyon sebebi olabilmektedir.

Unipolar Bozukluk Nedir

Ancak, bu etkenlerden bir iki tanesinin gerçekleşmiş olması, örneğin kişinin genetik anlamda yatkın olması durumu ile depresyona neden olabilecek fiziksel bir hastalığının var olması durumlarının, aynı anda varlık göstermesi, kesin olarak bir depresyonun ortaya çıkacağı anlamına gelmeyebilir. Tam tersi bir durumda ise, saydığımız durumların hiçbirisine maruz kalmamış bir kişi, nedensizce depresyona girebilir. Bu ikinci durumda depresyonun endojen halinden söz edilebilir. Bu durum nadir olarak görülmektedir. Depresyon belirtilerinin yüksek seviyede arttığı durumlarda, kişide anksiyete semptomları da görülür. Yaşanan ruhsal acı çok yoğun olduğu için, beklenmeyen intiharlara sık rastlanılır.

İnsanlar çoğunlukla, can sıkkınlığı, moral bozukluğu ya da üzgün olma gibi duygu durum hallerini depresyon diye tanımlama eğilimindedirler. Oysa ki, istisnaları dikkate almazsak, kişi ya depresiftir ya da değildir. Depresif olma hali beynin ve sinir sisteminin akut ya da kronik bir hastalığıdır. Çeşitli sebeplerden dolayı, beyindeki serotonin, dopamin gibi kimayasallarda değişim olmuştur. Hastanın tekrar eski haline dönmesi için etkin bir tedavi süresine ihtiyaç vardır. Psikiyatride genel olarak, yaşanılan bir travma üzerine gelişen ilk büyük atakla birlikte beynin kimyasının bozulduğu görüşü oldukça yaygındır. Depresyon sonraki yıllarda başka travmalar eşliğinde tekrarlamaya başlar. Hasta özellikle erken dönemlerde, başına gelen olay (travma) nedeniyle, yaşadığı zihinsel acının normal olduğunu düşünür ve bunun bir hastalık olabileceğini çok sonra fark eder.

Depresyonun hasta açısından en kötü yanı zihnin içinde yaşatılan yoğun acı hissidir. Aynı düşünceler çok hızlı ve tekrarlayarak gelir ve defalarca gelse bile aynı acıyı yaşatır. Majör depresyon geçiren bir hasta o kadar sıkıntı çekmektedir ki, görüntüler, sesler ve hatta kokular hastayı korkutabilir. Bir depresyon hastası, çalan bir telefon sesini bile “aşırı hüzünlü” diye tanımlayabilir. Çok yoğun depresyonlarda algı bozulabilir. Hasta, insanların ve objelerin görüntülerini çarpık, bozuk ya da korkutucu olarak algılayabilir. Hastanın ruhu karanlık, bilişleri hatalı, bedeni ise halsiz ve güçsüzdür.

Unipolar bozuklukta en önemli tedavi farmakolojiktir. Antidepresanlar neredeyse tüm hastalara cevap veren mucizevi ilaçlardır. Bazı psikiyatristler antidepresan tedavisini, istiridye kabuğunda bir kum tanesinin inciye dönüşmesi olarak tanımlarlar. Haftalarca kullanılan antidepresan ilaçlar uzunca bir süre etki etmez gibi görünürler. Sonra bir gün aniden ciddi bir düzelme gösterir hasta. İyileşme başlamıştır.

Depresyondaki hastaların özellikle tedavinin ilk haftalarında yakınları tarafından zorlanmamaları önemlidir. Hastayı zorla ayağa kaldırıp örneğin dışarıya çıkmaya zorlamak iyileşme sürecini uzatabilir. Ancak, şunu da unutmamak gerekir ki, gerçek bir düzelme için hasta kendini bir miktar zorlayarak yataktan çıkmak zorundadır. Bazı hastalar antidepresan tedaviye tam yanıt verirken, psikoterapilerden hiç fayda görmeyebilirler. Bazılarında ise durum tam tersidir.

Unipolar bozukluk çok ciddi ve yaşamı tehdit eden bir hastalıktır. Hayat boyunca herkes bu hastalıkla yüz yüze gelebilir. Abraham Lincoln, Isaac Newton, Mark Twain, Charlie Chaplin, Dostoyevski, Nietzsche, Nikolayeviç Tolstoy, Edgar Allan Poe, Charles Dickens, Franz Kafka gibi pek çok ünlü siyasetçi, devlet adamı, filozof ve sanatçı hayatları boyunca depresyon illetiyle mücadele etmişlerdir. Bu sebeple hastalıkla, adeta ortaya bir iş çıkartıyormuşcasına, yılmadan, vazgeçmeden, kişiye özel çözümler bularak etkin bir mücadele ile savaşmak gerekmektedir. Hayatımıza devam edebilmemizin tek çözümü bu yoldadır.

Her zaman olduğu gibi yazımı, William H.Herndon’ın, depresyon ve melankolinin esiri olan ABD’nin 16. Başkanı, ünlü siyasetçi Abraham Lincoln hakkında söylediği sözlerle bitirmek istiyorum: “Üzgün görünüşlü bir adam; yürürken sanki üzerinden melankoli akar… Sürekli üzgün görünüşü onun en karakteristik özelliğidir.”

Düşünceleriniz Nedir?

Lütfen yorumunuzu buraya yazınız.
Lütfen isminizi buraya yazını.